(lanethli ağızlar şahidimdir ki, bugün bu yazının yazılacak olmasının gündemle hiçbir ilgisi yok. gündemin bu niyetle ilgisi olabilir zaten anca
*)
aslında ben genel olarak
yıldız tilbe'den bahsetmek istiyordum. ama baktım ki, yıldız tilbe herhangi bir şeyle anlatılmak istenirse, bu albümüyle anlatılmalıdır. çünkü son kez bu albümde görülmüş, o günden sonra da bir iki şarkı dışında kendisine bir daha rastlananamıştır. sesi hep aynı yerde duruyor ama. yetmez diyecek olan çıkar mı?
ben, onyedi yaşımın o tarifsiz, o deli zamanlarından beri dinler dururum bu albümü. yıldız'ı durdurdum bu şarkılarda. bir yerde, hepimiz durmak zorunda kalırız. yola başkaları devam eder. bir yerde hepimiz bir "deli" olur çıkarız, o kadar delice şeyler yaparız ki kimimizin "delirdiğini" söylerler, kimimizin "akıllandığını", aslında ikisini de yapmayız biz, başka bir şey oluruz sadece, ömrünün sonuna dek o dönemeçten önceki yüzünü arayacak bir başka yüz oluruz aynalarda, hepsi bu. kimimiz alışırız bununla yaşamaya, kimimiz de yıldız gibi "saçmalamaya" başlarız. o hiçbir zaman normal biri olmadı, ama şimdiye nazaran gayet aklı başında göründüğü o ilk zamanlarında, sözlerini ürperen gecelerde dinlerken, o'nun için nasıl da endişelendiğimi, ve nasıl da her endişenin fazlasıyla "yerinde" olduğu bir dünyada yaşadığımı, unutmak için, benden sonra ne yaptı ne etti diye hiç bakmadım. kazara denk geldiğimizde ne kadar da değişmişiz muhabbetlerine girmedim. değiştiği kadarına sevindim. hakkında bildiğim çok az şey varken ve bildiklerim de söze dökülmemesi gerekecek kadar güzelken, o'nun başlığında yazmak zaten gereksiz olurdu. bu yüzden bu başlıkta yazalım. yıldız tilbe "aşkperest"tir çünkü tek kelimeyle. müziği de bu albümdür, kim olduğu da.
1996 yılında hayat bulan ve yeterince tanıtılamadığı için bir köşede kalmış, bir gün o kaldığı köşede kendisini bulanlar içinse, bir daha sahibini dinleme ihtiyacı duymayacak kadar ölümsüzleşmiş, birileriyle birlikte büyümüş, başka birileriyle birlikte ölmüş, birileriyle birlikte ağlamış gülmüş olan bu albüm, türk müzik tarihinin en iyi albümlerinden biridir. adından ve sahibinin rahatsızlığından da anlaşılacağı gibi, aşk'ın en derin anlatımlarından biri olarak pek çok aşk'ın tarihine silinmemek üzere yazılmıştır, söylenmiştir, herkesin başına muhtemelen bir kez gelebilen o "aşk" ile birlikte derinde bir yerlere sıkıştırılıp gizlenmiştir.
***
1) albüm "
dayan yüreğim" ile açılır, açıldığı yerde de sizi şöyle bir silkeler;
"hedef alıp vursan da özenli sözlerin oklarıyla
süslemedim harfleri adını oluşturanların dışında
dökmedim yüreğimi kimsenin gözlerine
ey aşk
beni yağmala
ateş et arka arkaya aşk
beni tara
bilsin
hiçbir şey umrumda değil
dağlarım yaralarımı çabuk geçsin
öğrenirken hasretinle sevişmeyi, gözyaşlarım akabilirler özgürce
içimde öyle güzelsin ki, onu kirletmeyeceğim seninle"
2) "
yar". (hakkında konuşulmamalı. on yıldır yapmıyoruz.)
3) "
aşkperest". çirkin ve kocaman yürekli kadının aşk'a olan güvenini anlatır.
4) "
el adamı". ben 2000 mayısında saçlarımı bir oğlanınki gibi kestim. yıllar sonra gördüğünde "yakışmış ama ne olur uzat." dedi, inadımdan uzatmadım. hayatımın yedi yılında ufak tefek bir oğlandım.
5) "
aşk yok olmaktır".
"var olmak" diye bir şey olsaydı, şarkısı bu olurdu.
6) "
ilan-ı aşk". bu kadın fazla cesurdu ya. belasını bulması çok normaldi.
"gün güneşten öncedir yüzün hepsinden önce, soy değiştir al beni giyin ruhunun üzerine."
7) "
gönül çalamazsın". bu türkü de "herkes bu şarkılarla gaza gelmesin, çap meselesi bi yerde." diye araya sıkıştırılmış yasal uyarı.
8) "
durma git". bu şarkı ruhsuz. zaten yıldız'ın değil. çirkin ördek yavrusu gibi kalmış, hikayenin tamamen dışında. "aşk gtünüze girince de bunu dinlersiniz." denmiş olabilir. bence değmez.
9) "
aldat". aldatılmakla ilgili empati yapabilecek birileri anlatsın. ben hiçbir hikayede o kadar uzun kalamadım. dinlemesi ve söylemesi güzel. hissiz. keyifli.
10) "
yarabbim". aşk'ın dirsek darbesiyle yere serilen şımarık ruhların büyüme evresini söyler. şarkının nakaratı kaldırılabilirmiş aslında. böyle şeyler için en son yakaracağınız yer tanrı olsun; bir gün o'nun daha önemli işleri olduğunu anlıyorsunuz. daha da büyüyorsunuz çünkü. ama yıldız tilbe hep güzel kalıyor bi yerlerde, valla.
11) "
tesadüf değil". biraz sapık bu kadın. sevişmesiz aşka düşesice.
12) "
dili ballım". sapık demiş miydim? sonunda adamı eve atma hikayesi. mutlu son yazalım demiş herhalde, herkes kendi mutlu sonunu kendi yazabilir tabi ki, yani şarkıya çok takılmayın.
neyse. bu hikayeden sonra ne mi olur? yıldız tilbe tahammül dahi edilemeyecek şarkılar yapmaya başlar, insanın içini sızlatan durumlarda karşımıza çıkar, onun geçirdiği değişime acıyanların akıllarına kendi değişimlerine sızlamak gelmez şükürler olsun ki. kim aynı kalmıştır ya da kim aynı şarkılarda söylenmeye devam edebilmiştir ki diye hafiften bir gülümsenir. ama mesele aslında şu;
yeni nesil yıldız tilbe'yi bilmeyecek. bir adamı yıldız gibi sevmek yasaklandı. kimse de bundan şikayetçi olmadı. yıldız dellenmeden önce, şarkılarından hiçbir zaman sitem geçmedi. aşka hiçbir zaman haksızlık etmedi. hiçbir zaman güzel bir kadın olmadı, olmaya da çalışmadı, oyunlar bilmedi, cilve yaparken bile beceriksiz ve çirkindi. istese kazanabileceğini bildiği savaşlarla ilgilenmedi. o hiç savaşmadı, gel beni yarala dedi, ortadaydı. o yaralandıkça, kadınlar başkalarına eşlik ettiler. şebnemleştiler; ben taşaklı hatunum benim iddialarım var bana koymazlaştılar. demetleştiler; bebeklerde tur ata ata unutkanlaştılar.
yıldız'ı birileri aldılar sonra, gel sen de bu kaşarlara göre şarkılar söyle bari ekmek paran çıksın dediler. yıldız'ı pezevenklerin elinden kurtardılar. hahaha...
***
hikayenin öncesi buraya kadardı ve buraya kadar gülmek serbestti. bundan sonrasını izlerken gülenin ağzına dizimle vururum.