geçenlerde bambi gözlü yârime dedim ki “ fatih akın’ı seven bir seni biliyorum bir de kendimi.” sahiden yanımda yöremde fato’yu seven başka da kimse yok. ne zamandır bu filmi de masada, halıda, orda burda bir yerde melül melül duruyordu. ve ne zaman bir “hadi film izleyek!” önerisi gelse ben bin bir hevesle yüzümde şavalak bir gülüşle filmi olduğu yerden kapıp öne sürüyordum, herkes de dudak büküyordu. bir gün geldi ki, ben güneş çekmiş bir yorgunlukla eve attım kendimi, kimsecikler yoktu, yaşamın kıyısında bu sefer sepetteydi, aldım, oturdum, izledim, hasret giderdim fato’yla. (yeni kankam bundan kelli fato. pedro çok ihtiyarladı, kuşak çatışması yaşar olduk her dem.) buradan şöyle bir sonuç çıkardım: ben fato’yu çok seviyorum lan! siz bilmezsiniz, ama bu sefer de şaşırtmadım.
bu herifin filmlerinde beni her dem sar(s)an bir şey var. nasıl yapıp ediyorsa, yan etkiler hiç şaşmıyor, yalnız karakterlerin biraz karmaşıklaştırdığı o kendi halinde hikaye beni her seferinde darmadağın ediyor. servise hazır alaycılığımı alıyor içini boşaltıp affedersiniz b.k gibi kenara koyuyor. filmimizde insanlar birilerini arıyorlar, başkalarını buluyorlar, aşık oluyorlar, bırakmak istemiyorlar, ama yaşamın kıyısından dönemeyenler oluyor, onlardan kalanlar bir araya geliyor, kırk yıllık tanışlar misali birbirlerine tutunuyor, birbirlerine güveniyorlar. kesiştikleri noktada birbirlerine destek oluyorlar, ilham veriyorlar. yine bir arayış başlıyor, deneyimler bağışlayıcılığa sürüklüyor, özlem kendini belli ediyor. baki davrak kıyıya varıyor, biz onun beklentili omuzları üzerinden denize bakıyoruz, kazım koyuncu söylüyor, bense nasıl oldu da geldiğimi bilemediğim bir dibin kıyısından dönene kadar kendime gelemiyorum.
böylesi üstü kapalı anlatmamın nedeni, basit bir özetin filmin tadını kaçırmasından duyduğum korku. rastlantılar var, arayışlar var, aşmalar var bu filmde. avrupa birliği’ni savunması nedeniyle, kel alaka olarak sineması eleştirilen fatih akın’ın kasıtsız, tesadüfî cevapları var. nazım hikmet kültür merkezi çıkışlı yeni insan yeni sinema dergisinde, türkiye’nin avrupa birliği üyeliğinden yana olan fatih akın’ın latin amerika sinemasını sevişi haddinin aşımı olarak görülmüştü. “dam üstünde saksağan vur beline kazmayı” demek bir yana, böyle bir niyeti varsa da fatih akın’ın, filmlerinden bunu okumak imkansız. john berger, burjuva çocuklarına yabancı elleri yasaktır gibi bir şey söyler ya g’de, filmde de kızına bir yabancının ellerini yasaklayan, klasik orta sınıf kadını, nihayetinde öyle bir hale geliyor ki bu “yabancı”yla kenetleniyor, ondan destek bekliyor, ona destek oluyor. onun çok güvendiği avrupa birliği ülkesi, siyasi bir mülteciyi gözümüzün önünde türkiye’ye teslim ediyor. demem o ki bazı bazı filmler götümüzle izleniyor. kendimi tenzih etmiyorum tabii, öyle ki hanna schygulla’yı sona ramak kala seçebildim (“lan bu hanna schygulla değil mi?”) demek ki onca fassbinder filmini de ben, üstte bahsettiğim zevat kadar olmasın, götüme izlemişim.
neyse, olur böyle vakalar…
bana öyle geliyor ki, fato bir daha duvara karşı gibi bir film çekemeyecek. zira o film doruk noktası, ona doruk yaraşır. lakin bu filmi de dahil olmak üzere kalan filmleri zirveye yakın bir yerlerde konuşlanmış duruyor. en azından benim için.
ve şimdiii tırırırım! gelgelelim en sevdiğim bölüme:
1)nurgül yeşilçay bacım sana diyorum: “o ingilizce’nin hali nedir yahu? o nasıl allahlık bir telaffuzdur öyle? “
2) still sana diyorum: “filmdeki kızlar aynı senle ben. ama nurgül sen ol. nıhaha.”
3)fato sana diyorum: “tuncel kurtiz’e bir daha böyle roller verme allasen. ben uçkuru düşük karakterleri hasebiyle çok oyuncudan tiksindim. etme eyleme.”
olmuyor. yazının en iştah açıcı bölümü bile filmin etkilerinin dramatik yanlarını silemiyor.
hâsılı: bana fatih akın filmlerini yasak edin.
still cursed, 22.10.2011 23:39 oturdum izledim. neden kızlar biz oluyoruz ve neden ben nurgül oluyorum bilmem gerekti tabi. hahaha, betty, hayatımın kadını, biz onlardan daha güzeliz, lütfen yapma bunu, yapacaksan da bambi gözlü yarinin gözü önünde yapma bari, kendisi biraz geniş olabilir, yine de yazıktır, çok üzülüyorum ben bu çocuğa akslaklas. ayrıca nurgül'ü bir süredir seviyorum, ama bu kadar itici olabileceğini düşünemezdim inan, bu filmdeki nurgül olmak istemem, zaten filmi de beğenmedim, fatih akın'ı diğer yarinle birlikte sevmeye devam edeceksin yine, ama beni tek başına sev, önceliklim, patolojik yakınlığım, hahah, gözlerinden öpüyorum. betty blue, 25.10.2011 16:19 ah still manyağı, sırf kızları bize benzettim diye oturmuş izlemişsin, sen ne manyak ne tatlı bir şeysin ajklsda. seni biraz daha sevdim. öte yandan, fato'yu sevmediğin için o biraz dahalık kısmı düştüm. yani netice itibariyle sana olan sevgim değişmedi; ama hala çok büyük, ahah.
bambi gözlü yarime gelince, seni kıskanmıyor. müsterih ol. öptüm. |
- isim ve e-mail adresi belirtmek zorunludur.
- iletişim bilgileriniz yazara büyük ihtimalle iletilmez.
- yazar kendisine iletilen yorumu okurlara açabilir, açmayabilir de.
|
© 1913-2012 laneth ruhsal devinim ürünleri corp.
laneth, sözlük biçiminde tasarlanmış bir site olmakla birlikte, bir sözlük oluşumu değildir.
laneth'te yazılmış ve yazılacak olan her şey baştan sona uydurmadır ve yazarından başka hiçkimseyi bağlamaz.
laneth'te yazılmış olan her kelime, hırsızını boğazlayıp sahibine geri dönmek üzere programlanmıştır. çalınan değil ama unutulan sözlerimiz g.tunuze girsindir. |