touro sentado - laneth
touro sentado
  1. dostum, sevgilim. ne zamandır dokunuşlarını unuttuğum bir anda dün gece çıkageldi, nasıl özlemişim sesini ve kokusu yanıbaşımda beliriverdi. bana şunu yazdı:

    elleri kırışık ömrümden sana çizik yeşil zeytinler hazırlıyorum
    kahvaltıda sevilmek üzre
    adını kazıyorum tahta masamıza
    adın adımda kalıyor
    kokun kokuma sindi
    şimdi nasıl olacak bu yalan bilmece
    alfabelerden kaçırdığımız sözcükleri kırıp
    sıcak sıcak banacağız yağına
    tadı damağında kalacak devşirmelerin

    gökyüzü bir tamlamadır
    yüzünün bittiği yerde
    yıldızlar parlamaz
    ben gözümü kapatarım
    elimde iğne
    gelsin diye günyüzü
    havasını alırım bu fezanın
    dımdızlak bırakırlar sonra
    adımı sanımı soran olmaz

    kodes dediğin dört tarafı sen bir aşk

    -----------------

    ellerim dokunmasalar olur mu ben de dedim ona:

    notlarımı unuttuğum ranzamda, sabah apaydınlık bir kırlık bulmak. oysa mazgal kapalı. sen yanıbaşımda ama ve kapıaltında toplanmış mahkemecilerin gürültüsünden azade, bir kere daha bakıveriyorsun. külçemi emanet edip küflü duvara, kulaklarına bir küfür bırakıyorum, bilemezsin belki buradan çıkamayacağım. sana zamanlarımı tutma nöbeti seriyorum, bir-üç, dört-yedi, sayımlara yetişeceğim.
    uzak bir kıtadasın, bana meta söylüyorsun, çay desem güleceksin, kızlar geçiyor gülerek, gözlerine kilitlenmiş çözülmüyorum.

    kaşlarının birleşmesi gereken yerde dikine bir satır aralanıyor, oraya bir tarih bırakıyorlar, biraz kurumuş fesleğen, tozu alınmamış bir piyano belki ve bozuk bir saatin akrebini. kulaklarından öpüyorum, iki küçük yüzüğü geleceğe yoruyor, ihtişamında biraz kızılın, kendime -bilemezsin- ne babalıklar biçiyorum.

    zeytinin yeşili gözlerimi alır -bunu bilirsin- kar yağdığında neşelenirim -kar görmedin ki- avuçlarım hep ama hep boştu -tutsan- birazcık otobüs beklerken kulaklarına dalıyorum.
    ranzada bir heyet yorgunluğu, adımlarını sayarak atan nöbetçiler, sobanın kapağı 30 derece, sen kurumuş fesleğenler örtmüşsün üzerime, havalandırmada sayımcıların ayak sesleri.

    -----------------

    susmadı devam etti:

    reklam kokuyor tüm gülüşlerin
    aşna ve fişne tam da boynundan öperken
    çocukluğum
    bir park sahnesinde adım adım düşüşüm
    kim bilirdi
    siyaha siyah deneceğini

    noel baba bizi hiç sevmedi güzelim
    kirli çoraplar astık soba teline
    gözümüzde kömür isi
    adı öteden
    kız kokusundan geldi
    suyu bereketinde bir ırmak
    tuzunu suyundan ayırdık
    tuzlara girdik biz
    eteğinde çan seğirtmesi
    buz gözlerinde afrikalı sancılar
    kral attı üç oldu

    son ceza sahası alnının
    kale male değil
    bizimkisi merdivenaltı
    ucuz şarap
    "sensiz nefes alıyor bu kent"
    köprü altı nefes nefes
    fareler ve mazlumlar
    göz kenarından pınar mı akar
    biz tuzu ağladık
    sen suyunu verdin
    ve evrim
    çağ atladı
    bir kalbimi es geçti
    tuzlar basıldı kanlar döküldü

    alnımda hala bosna
    ben yakıldım
    evrim kalbimi unuttu
    hala o taşra
    ve ben yontma yontma bir yürek
    ben öldüm...adım bile kalmadı

    -----------------------------------------

    sonra demesem olmazdı, dedim:

    sataştığın ilmekte salıncaklar kurdum. bütün törpülerinde, tüylerim nasıl ürperir biliyorsun.
    koltuğum altında bir ağırlık, kokun olsaydı keşke, bütün karanlıklarda öpseydim. kokular, yazmaklar söyledi uzaktan, gülerken bile kendi nefretimizdeydik. gemiler ısmarlar, kandiller yakardık ki, bir papazın kovaladığı az oğlan, az haşarı. son yudumu mahremdeki, ve beni sonra yine sevecek miydin, tüylerim ürperirken, bir maç yayını belki, bu telaşlarda çağıracak mıydın?

    kaşlarının birleşmesi gereken yerde dikine bir satır, adın orada yazılı, demem, gerçek adın biraz şaibeli biraz... birazı bilmem ki nedir. karnımın orta yerinden geçen sancı tanıdık, gözler değmedi, yine de tanırlar, ayaklarımın altındaki havai yutkunmalar adını bilmese ben bile emin olamam.
    tuzumuz birlik, ne ağlayabilir, ne gidebilirim daha, senden başka kalamam.

    küllerinden bir mabed yapacağıma söz vermiştim, iki gözümü önüme alıp huzurundayım, sana kulluklarımın mayasından başka vereceğim olmadığından, bütün bir ömrü istemiştim önüne sereyim, kulaklarım şivende bulsun yerini
    aşık olmaktan başka çıkar yolum yokken, gittiğini bilmek, hangi akarsu doyurur beni senden izinsiz, seni sevmek...

    -------------

    bir gün olur da gelirse buralara, kendi imzasıyla söyler aşkını ve nefretini bana, ben şimdilik alıntı yaptım.
    (z, 10.07.2009 12:24)

  2. gezer levanten bahçeler
    kolu örümcek dövmeli denizci, kızsa deniz kudurur
    öyle kendi halinde bir serüvenci

    soyundan soyunup da ifateriyelik bir varmaya kalkışsa
    adalar çağırır onu, çağırır yar sokar koynuna
    yoksa adalara bakan tepelerde mi kandilsiz gecesi

    gözlerini bağladıklarından olanakları sınırlı
    gemileri yakanlara öfkeli -kibriti lakin pek ukala-
    ve dünyayı bir güle yakacak kadar gamsız
    elleri benzemez denizci eline, kahve fincanı tutarken nasırsız -yokluk acısı da bilmedi pek-

    ne tarih tahsil etti ne de söyledi hipokratın yeminini, bildi kendi tarihçisine sahip olmanın gerekliliğini, mızıkçılık yaparken aşağı rio'dan bir izlandalı terminal aşıklarına özenip de öpüverdi, çok bir merdivenler vardı, pek yükseldiler bir anda, gemi tayfası şaşakaldı. leylak desen kendi rengini bilmez, ağlamaz da buzlu ülkelerin kızları.

    senkronsuz konuştu, sevişmesi senkronsuz ve dahi yolu da haritasız
    madalyası olsa takmazdı, belki gizli bir gururdur, kapandaki peyniri kırmak kadar
    kapanı parçalamaya tenezzül etmedi daha
    gizli bir kıyamet büyütür fakat
    koparacak onu da sakanın kanatlarını yolduğu gibi
    koparacak bütün koşullu hünerleri bildiği
    bütün kemikleri bilediği
    telefon defterlerini yırttığı gibi
    kavanozun açılmayan kapağına bıçak sokmak sana dokunmak,
    delikanlı;
    yamacında bir yer bırak
    koksa da olur belki biraz kahve telvesi.
    (z, 24.07.2009 18:10)

  3. beni bu insan evladı kadar kandıran bir insan daha yoktur kanımca.. sürekli arıcam der ve sürekli aramaz.. bi de utanmadan nerde konser var ne bilem eğlence var karşıma çıkar.. son görüşmemiz de böyle oldu.. canım sıkılmış.. alsancakta sokak müziği yapan bir grup gördüm ki normalde durup dinlemem öyle.. ama bu defa dinleyeyim bakalım dedim.. sonra bir anda bir merhaba duydum.. gerçi ben ilk başta bana asılan biri sandım* ama sonra ula dedim bu bana tanıdık geliyor ve touro..
    müzik sevdası buluşturuyor bizi sürekli.. en sonunda karar verdik buluşma günü olmayacak.. konserlerde karşılaşıyoz yeterince.. ama yine de içimde kaldı ulan bir kez hadi buluşmuyoz mu deseydin allahsız tosbik..
    neyse sonuç olarak yazılarıyla yeniden aramıza dönmüş, sevindim.. hoşgelmişsin
    (mayıs, 14.06.2010 12:55)


© 1913-2012 laneth ruhsal devinim ürünleri corp.

laneth, sözlük biçiminde tasarlanmış bir site olmakla birlikte, bir sözlük oluşumu değildir. laneth'te yazılmış ve yazılacak olan her şey baştan sona uydurmadır ve yazarından başka hiçkimseyi bağlamaz. laneth'te yazılmış olan her kelime, hırsızını boğazlayıp sahibine geri dönmek üzere programlanmıştır. çalınan değil ama unutulan sözlerimiz g.tunuze girsindir.