uyuyamayanlar
alakalı konular
poster
  1. nickini gördüğümde afalladım. disconnectus sleptus familyasının önde gelen üyelerinden; çalakalem değil, sağlam kalem. sinüsleri kuvvetli bir arkadaş. köpekbalığının milyon katrenin içinde kan'ı algılaması gibi, binlerce internet sayfası arasında bula bula burayı bulması, özgürlüğün kokusunu iyi almasından başka neyle açıklanabilir ki?

    esasında ben davet edecektim kendisini ama gelmez diye evhama kapıldım. halt etmişim.
    (nihavenduyek, 18.03.2008 12:13)

  2. inanılmaz eğlenceli ve inanılmaz bilgili bir abimizdir kendisi. laneth sayfalarında sözcüklerini görüyor olmak büyük keyif, büyük gurur.
    (close2death, 19.03.2008 23:45)

  3. vakti zamanında gazozlu bir yerde klavye konçertolarını bağrış cığrışlarından duyurmaya boğulmamaya gayret ederken dayanamayıp içindeki sesi dinleyip vira demir diyen, giderken bak ben de buraya gidiyorum ne işin var saygısız, kültürsüz, terbiyesiz, denizine kenefler akan, çimentosu göğü delen, yeşili keltoş diyarı bırak gel diyen kişidir.

    iyi yapmıştır kötü gel demekle, yahut ben onu dinleyerek iyi mi yaptım kötü mü yaptım bilemiyorum. atladık bir transatlantiğe vurduk sahile. pasaport yanımızda olmadığından dolayı özgürlük heykeli manzaralı bir adada bekleyen göçmenler gibi beklemekteyim.

    gelgelim ki en azından şu ahir ömrümde şu özgürlük heykelini gördük ya gam yemeyiz.

    olan bitenleri farz edelim ki boyası ile boyamaktan vazgeçelim ki tanıdığım ve bildiğim kadarıyla iyi bir yazardır. iyi yazar yazdıkları ile okuyanlarda ilham ve merak duygularını kamçılayan açılımlar sunan yazardır diyerek -entry mi dersiniz girimi bilemiycem kestirmeden yazı diyeyim - bir ufak bilgi vererek bu yazıyı burda the end yapayım.
    (nevadasmith, 21.03.2008 16:33)

  4. en son maça gideceğini haber aldığım abi. beşiktaş'ın mağlubiyet haberi geldi ama kendisi gelmedi. kalp krizi falan geçirmese bari. ehe.
    (close2death, 22.03.2008 22:49)

  5. "uyuyamayanlar nickli moderatörümüz yaklaşık 20 gün boyunca şehir dışında olacağından, sorularınız ve şikayetleriniz için diğer moderatörlerle iletişim kurmanız tavsiye edilir."

    zerduşt böyle buyurmuş duyurular kısmında.

    "ulan ne ara moderatör oldun da yıllık izne çıkacak kadar iş yaptın?" diye sormak istiyorum kendisine. hayır bir de ücretli izne çıkıyor adi herif! sonra da yeri gelince "ben bu işi para için yapmıyorum", "abi maaş mesele değil, askeri ücretnen bile çalışırım nolcek" filan demeler.

    baharın ilk sabahlarından biri olan bu sabah, kim bilir ner'desin albayım, üstadım? her neredeysen iyi bir tatil ve dinlenmişlik diliyorum.
    (nihavenduyek, 29.03.2008 14:12)

  6. yolculuk yolcu yol, ama bu defa uzun mu uzun. sağ tarafta artaud sol tarafta comte de lautréamont ve ortada bahar köşesi, görüşmek üzere laneth.

    bir kiyi kahvesinde

    gün ağmıştı. adaçaylarımızı söylemiş miydik?
    üç kişi bir köşede oturmuş ağ yamıyordu.
    kimimiz aznif oynuyor, cıgara üstüne cıgara
    yakıyordu kimimiz. sanki dünya durmuştu
    öyle dalmış gitmiştik. kendi kendimizdik.
    bir sürü kırlangıç dışarda camlara vuruyordu.
    birden bir ses, yüzüne karışmış bıyıkları,
    -deniz çekildi, dedi. hepimize tutup
    denizde gezdirdiği gözlerini. büyük
    bir boşluk bırakıp sonra da arkasında
    kalktı.

    biz işte o zaman gördük onu
    ve çekilen denizi.
    o zaman çıktık kendimizden.

    dışarda bir dilim ekmek gibiydi gök. *
    (uyuyamayanlar, 01.04.2008 20:18 ~ 20:19)

  7. tam da polise başvurmaya karar vermiştik ki, yoklamada gülümseyiverdi. iyiymiş, sağmış, dönmüş. o kadar hoş gelmiş ki, o kadar olur.
    (still cursed, 06.05.2008 13:16)

  8. yazamamak aslında bir "dikkat" değil, bir "ciddiyet" sorunu bana göre. yani, üzerinde düşünülebilen her şeyden, söz de edilebilir, neden edilemesin. ama hiçbir şeyi dengeli bir ciddiyetle düşünemiyorsa, yani hiçbir neden ya da hiçbir sonuç herhangi bir önem arzetmiyorsa, hiçbir ifade o kadar da "gerekli" görünmüyor ve yazma fikrinin kendisinden bile sıkılabiliyor insan. ister iyi bir şey kabul ettiğimiz zıtlıklar, istersek de artık bi ruhumuz yokmuş gibi hissettiren durgunluklar içerisinde olalım, lafını etmeye değecek iyi ya da kötü bir şey bulamayabiliyoruz.

    üzerinde düşünmenin ya da lafını etmenin en gereksiz olduğu hikayelerden biri nasıl oldu da bu kadar gerekli hale geldi tam kestiremiyorum. bazen öyle bir şey olur ki, sırf izahı gerekmesin diye, kendisine tanık olmuş olan herkesi ortadan kaldırmak isteyebilirsiniz. yıllar önce, öylesi bir geceydi. yanımdaki insanlar ya izah istemeyecek kadar yakın, ya da bir şeyi açıklamak istemeyeceğim kadar uzaktılar, biri dışında. ve ben o biriyle, bir açıklama yerine, bir başkası için asla yapmayacağım, yapmayacağımdan emin olabileceğim bir şeyle ödeşmeyi seçtim; dönmemeyi her şeyden daha çok istediğim bir yere geri döndüm. ilahi tragedya da bu ya, bu gece, görünüşe bakılırsa, oraya bir kez daha dönmem gerekiyor.

    hayatımın uzun bir kesitini, hayatımdan söküp çıkarmak zorunda kaldım ben. çıkarınca her şey birbirinden anlamsız ve tutarsız bir hal aldı ama bu haliyle bile -hiç değilse- orjinalinden daha akılcıydı. o kesit içerisinde yaptığım her şeyi yapılmamış saydım, tanıştığım herkesi tanınmamış saydım; aslına bakılırsa öyleydiler de. yani tüm bunların sonunda, birinin bana verdiği, kendimi bok gibi hissettiğim bir anda dilediğim şeyleri söyleme hakkının, beni, kesip çıkardığım bölümün başlangıcına yakın bir yerlerine, ve değil benim, sözü tanrı ne kadar yarattıysa ben de o kadar konuşuyorum diyebilecek olan birinin bile açıklayamayacağı bir an'a yeniden döndürmesi, garip gelebilir ama, sadece ve sadece, kendimi gerçekten bok gibi hissettiğim anlarda kimseyle tek kelime konuşmamış, konuşamaz olmamın sonucudur. bunun yerine, gayet iyi bir zamanda, yapabileceğimin en iyisini yapmaya çalışarak ama asıl konudan da mecburen uzak durarak, bir giriş; bir gelişmesi ve bir sonucu olmayan bir giriş denemesiyle, -belki de- bu kadar "gereksiz" olabilen her şeye bir başkaldırı olsun diye en çok, aklımın kurtardığım bölümüyle, ruhumun kurtaramasam da atamadığım bölümünü özensizce tarayacaksam, anlamı olmasa da kaydı olsun istediğim bu birkaç satırı, uyuyamayanlardan başka birilerine ithaf etmem beklenemezdi. çünkü sözün bittiği yere göz değebilirse eğer, olsa olsa o gece orada değmiş olabilirdi...

    ***
    zaman dümdüz ileri mi gidiyor yoksa kendi içinden defalarca geçecek biçimde kendi etrafını kolaçan mı ediyor bilemem ama, ben bir yengece yakışır biçimde, ileriye mi yoksa geriye mi gittiğim anlaşılmasın diye, yan yan yürümeye devam ediyorum. herhangi bir şeyle yan yana duramayışım sadece bundan. önümün arkamın olmayışı da. sağıma ya da soluma her baktığımda -yani hiç farketmez "geçmiş" midir yoksa geçmemiş midir- gördüğüm her şey, kendi başına bir yeri ya da bir anlamı olamamacasına, birkaç karmaşık gerçeğin parçası ya da birkaç basit kuralın doğrulaması olmaktan ibaretlerken, o yolun herhangi bir kısmında sana yolu anlatmak durumunda kalırsam üstad, bir isim ya da bir zaman ya da bir mekan yaratamaksızın, bir "olan" ya da bir "biten" seçemeksizin, yani içine bir örneği tek başına koyamaksızın, derim ki sadece, benim derdim "bu işlerin böyle olması", ve ömrümün sonuna dek kendime uktem kalacak olan o başlığın altına bir şey yazamam. çünkü bu işler böyledirler ve her zaman aynı şekilde işlerler, işleyecekler. çünkü, önemli olan noktanın bu olduğunu bir kez yakalayınca, önemini sık sık kaybedeceğiz, yaşamalarımızın ve hatta ölmelerimizin.

    ***
    yolun bir yerlerinde bir dost tanımıştım üstad, içindekileri paylaşmaya değer bulmamakla övünürdü. bir düşünsene. yani, ben böyle bir şey için hala fazla canlıyım. bana bugünlerde olan bir şey ilerde bir gün artık olmamaya başlayabilir. burada ölü bir dinginlik yok, burada sadece süreçler var. ve ne kadar, ve nereye kadar sürecek olursa olsun, bir gün her şey konuşulabilecek kadar basit hale gelecek yeniden. bu aklın suyu bu derinliği kaybedecek. yeniden anlaşılabilir ve anlatılabilir hale gelecek dünya ve o gün, "nasıl yazıyorsunuz yahu" sorusuyla örtbas edilen "nasıl yaşıyorlar acaba" merakı kaybedecek kendini. karşılaştığı herhangi bir durumda "insanlar böyle bir durumda ne yaparlar" diye soran bir beyni herkes anlayabilir, ama kimse -kelimeler aşkına- düşünmesin, karşılaşılan her durumda "ben olsam ne yapardım" diye sormanın neye benzeyebileceğini. sanki kimmişse orada olan, sanki yazılı bütün sayfaları koparılmış bir defter gibi bembeyaz boşluğa kalan ve hiçbir bildiği olmayan, -kelimenin tam anlamıyla- sıfırdan bir hikaye yaratması gereken ve bunun için hiç değilse yeni bir defteri hak ettiğini bilen ama bulamayacak olan, sadık kalmak zorunda hissettiği ve ne olduğunu bilmediği bir şeyler için eski sayfaları hatırlamaya çalışıp duran ve hatırlamaya çalışıp durmak yüzünden yeni bir şey bile yaratamayan, bir insan, yani insan işte; milyarlarca örneği incelenecek olsa, o kıvrımlı beyninde olanların tek bir örnekte bile tam olarak adlandırılamayacağı tür, adem'in bahtsız oğlu, kendi içine girmeyegörsün de hele, aklının neresinden çıkar kim bilebilir.

    ***
    (yıllar önce bir gece, eski sayfalarının koparıldığından henüz haberi olmayan bir deftere, boş sayfaların başında bir yerlerde bir soru gelmiş. kelimeleri tuttuğu yerde bulamayan defter, çalışılmış bölümlere bakmak için içinde olduğu geceyi çevirmiş ama bir de bakmış ki satırlar yerinde yok.

    satırlar yerinde yokmuş, üstad...)
    (still cursed, 14.08.2010 03:11)


© 1913-2010 laneth ruhsal devinim ürünleri corp.

laneth, sözlük biçiminde tasarlanmış bir site olmakla birlikte, bir sözlük oluşumu değildir.
laneth'te yazılmış ve yazılacak olan her şey baştan sona uydurmadır ve yazarından başka hiçkimseyi bağlamaz.
laneth'te yazılmış olan her kelime, hırsızını boğazlayıp sahibine geri dönmek üzere programlanmıştır. çalınan değil ama unutulan sözlerimiz g.tunuze girsindir.