belki anlayamıyorum ama hissediyorum diyor. sana da demiştim ya diyor, bunu nasıl anlatabilirsin ki başkasına, kan desen değil... elleri geliyor gözümün önüne, sanki farketmişim gibi o akşam, nasıl da titriyordu gerçekten. düşündüğümü sandıklarını sayıyor, sonra düzeltiyor yanlışlarımı. öyle mi oldu, ne olduğu ne zaman önemli oldu, ne oldu da bunlar oldu, bıraksana diyeceğim, açılmıyor ağzım. ağzım emir almıyor artık. içim dışıma sızmıyor artık. ...
aklıyla aynı yatağa sığmıyor, gece oluyor ya. herkes yattıktan sonra o yalnız kalıyor ya, uykuyu gözlerinden çalmış olan bu sefer neyse, telefonun diğer ucunda bir söz mü yoksa gördüğü en güzel güz mü, neyse işte o, zamansızlık mı veriyorsa tüm o cesareti yoksa amansızlık mı neyse, düşününce göğsünde sıkışıp kalıyor nefes; bir başkasıyla yaşanabilir hatta ölünebilir mi?
o evde geçmiş kışlardan birinde, o kadar çok kar yağmış ki bir gün...
bir cümlede ne kadar !/gerçekten!/ varsa o kadar değersizleşiyormuşuz gbi. kim? biz, 21. yüzyılı soluma şerefine nail olmuş ölümlüler. gerçek? onu tanımıyorum!
nasılsa yerimiz var, bir aşağı ineriz, sonra çıktığımızda "kime ne" deriz. nasılsa bir bardayız, nasılsa hep okumuşuz o filmleri, nasılsa gülümseyecek vaktimiz var, nasılsa sigara içmeye davetliyiz ve pontus pilatius çoktandır ölü. gerçeğin ne olacağını soracak adamın ölümünden ...
kuzey yarım kürede en uzun gecedir. geceleri sevenler kıymetini bilsin.
bir askerlik anım geldi aklıma. daha doğrusu bir arkadaşımın söylediği bişey. "ya komünist... bilmez misin, gecenin en karanlık olduğu andan bir saniye sonra hava aydınlanmaya başlar."
bugün anlamsızın telefon çaldı. o tarihte büyük ihtimal yurtdışında olacağımı söyledim. artık hangi ülkede olacağım bilmem. ama hayaller ülkesinde olmayacağım kesin. elun ...
gözlerimden akan uykuyu "joyful girl"le dağıtabilirim. her zaman işe yarar. yatıp uyumak yerine oturup yazabilir ve bu sayede düşünebilirim bir şeyleri, birilerini okuyup kıskanmaktan iyidir. ah, ne yazardım aslında, neler yazardım o odada, bir önemli olsaydı. eğer sözün bir değeri olsaydı, iki lafım olurdu dünyaya o zaman, üç noktam olurdu, eski günlerdeki gibi konuşurduk bi karşılıklı. anlamaya çalışırdık. ne zaman anladık ki anlamak çözmeye ye...