kollardan bacaklardan gövdeden oluşan maddi varlığının farkında, kendi hareketlerinin bilincinde olan insan, sana sesleniyorum: ne mutsuz sana! organlarının vücuduna ne şekilde dağıldığının; başparmağının işaret parmağının yanında olduğunun farkında olan insan; inan bana içinde bulunduğun durumdan ötürü üzgünüm.
gülüşündeki samimiyetsizliği, ağlamasındaki kuruluğu, saklamaya çabaladığı asıl amacını, kamufle edilmiş kabalığını, saklambaç oynayan kalabalığını, gövdesinin içine gizlenmiş eşcinselliğini, aslında âşık olmadığını, aslında “öyle” biri olmadığını, aslında hep “öyle” biri olmaya çabaladığını, aslında “aslı gibidir” bile olmadığını, bir kopyadan ibaret olduğunu görebilen sana, hepinize ve aslında asla popüler kız aslı gibi biri olamayacağını görmüş fatma’ya sesleniyorum; çok fena bir keşmekeşin orta yerinde, kaçacak hiçbir yeri olmayan, tutunacak dalları budanmış, yürüyecek yolları yaya trafiğine kapanmış, ağlayacağı omuzları bir başın sığmayacağı kadar küçülmüş birisin artık. sana tavsiyem, cenin pozisyonu al ve kafanı değil belki ama içindekilerini en az hasarla bu keşmekeşten kurtarmaya bak.
kendi hareketlerine, kendi jest ve mimiklerine, kendi konuşmasına, kendi olayına, kendi olgusuna, yabancı biri gibi gözlemci ya da gözlemci bir hakem gibi gözlemci olarak katılan insan, şu hayattaki en kötü talihsizliklerden birine tesadüf etmiştir. o artık yalnızca kendisi değildir. o artık kendisinin hem dostu hem düşmanıdır. o artık kendisinin hem tezi hem de anti tezidir. o artık kendisinin hem iktidarı hem muhalefetidir. o artık kendisinin hem kabul hem ret oyudur. o artık kendisinin hem iddia makamı hem de savunma makamıdır. o artık bir kişi değil iki kişidir. en kötüsü de budur zaten. o artık iki çocukludur: duruma göre annesiz ya da babasız bir evin annesi ya da babası; evlâtlarının birini eleştirmek diğerini de savunmakla, en kötüsü de, evlâtlarını her daim birbirinden ayrı tutmakla mükellef, eve ekmek götürmesi elzem, pek bahtsız bir aile reisidir.
yukarıdaki paragraftan sonra nasıl bir sonuca vardınız, bilemeyeceğim. ben kendi sonucumu yazıyorum ve daha fikir aşamasında sadece bir paragraflık olmasını tasarladığım bu yazıyı daha fazla uzamadan bitiriyorum:
kara kitap’ta celal, kendisini izleyen, takip eden bir “göz”den şikâyet eder. o göz aslında celal’in kendi gözüdür. celal’i, hayatını “fark etmeksizin” yaşamak zevkinden alı koyar. celal kör olası göz’ü yüzünden kendisinin her daim seyircisidir, sürekli takip altındadır ve davranışlarını göz’üne ait yadırgar bakışlarla sürekli denetlemektedir. bu durumu dostoyevski’nin yeraltında notlar’ında bahsettiği bilincin “her türlüsünün” zararlı olmasıyla ilgili iddiasıyla birleştirince ortaya tümüyle acıklı bir durum ortaya çıkıyor. körleşme’yi henüz okumadığımdan olayı bir de “körleşme” üzerinden değerlendiremeyeceğim. özür diliyorum.