laneth
gel de sekter olma.

bilmezlik etmezlik, sapla samanı birbirine karıştırmak…

ermeni olduğu ve bu kimliğine ait söylemi duyurma ihtiyacı hissettiği için katledilen bir adamın ardından, onu katledenlere oldukça insani bir tepkiyle rest çekenlerin sloganı şovenist güruhun komik hezeyanlarına hedef olmaya devam ediyor.

öncelikle ben bir dangalım, çünkü “orda yüzler öldü, burada bir kişi bıdı bıdı” laflarıyla insan yaşamını bilançolara vurarak değersizleştiren birini muhatap alıyorum. yine de söylemem lazım. sizleri şöyle alalım sevgili şovenler, bir insan da, bilmelisiniz ki, nihayetinde insandır. orda beş, on, yüz katının ölmesi bu insanın yaşamını değersiz hale getirmez.

öte yandan katliamın gerçekleştiği şartları görmezden gelerek, iki durumu bir tutmak meseleyi basite indirgemektir. türkiye’de azınlıkta olanlara, farklılıklara olan tahammülsüzlük ortada. anayasasında “vatandaşlık” tanımı diye özünde “türklük” tanımı yapan, vatandaşlık bağı o...(devamı)

(22.02.2012 17:51 ~ 18:10)


hunhar vahşet gel de “milliyetçi” olma!

tam 20 yıl geçti üzerinden… 10 bin nüfuslu azarbeycan’ın hocalı beldesinde yaşanan katliam, hala hüzünle yad ediliyor.

saldırıda ölenler hakkında verilen resmi rakam 613 kişi olmakla birlikte, katledilen toplam azeri sayısının 1.300 kişi olduğu söylenmektedir.

peki neydi bu düşmanlık?

“rusya olaylarla ilgisinin olmadığını iddia etse de, rus ordusuna ait ermenilerin safında savaştığı, alaydan kaçan dört askerce doğrulanmıştır.”

insani bir terim kullanılması hafifletir bu olayı. rus destekli ermeniler “ermeni soykırımı” diye dillendirdikleri “sözde” olan bu kavramın üzerine sorulması gereken şudur: “belgelleriyle varlığını sürdüren bu vahşete hiç kulak verdiler mi?” merak konusudur hep içimizde..

“hepimiz ermeniyiz” diyen ağızlardan hiç duydunuz mu hocalı katliamını? her yıl hrant dink anılıyor, her yıl türklere kan kusuluyor..peki hocalı halkının bu katliamı hiç konuşuldu mu? hran...(devamı)

(22.02.2012 15:51)


sendikamız otobiyografik hikayeleri ve romanları tüm gücüyle desteklemektedir. şiirler ise her zaman otobiyografik olmuştur. buna kesinlikle karşı çıkamayız. tam bu noktada şiirin, aslında bir hikayenin en güzel cümlelerinin alt alta dizilmesiyle yazıldığını unutmayalım. yine de divan şiirlerini bundan hariç tutmak gerekir. bir üyemiz devrimci divan şiirleri diye birşeyler yazmaya çalışsa da, bu konuda gerçekten hoş olan tek şey “devrimci divan” kısmındaki aliterasyondur, diyor bir önceki eylem raporu. sendikamız uğraşı için teşekkür eder. tamı tamına üç gün boyunca ancak bir beyit yazmıştı. aldığı türkçe-farsça sözlüğün parasını da eşten dostan bulmuştu üstelik. şiirlere ve şairlere fazla güvenmiyoruz kısaca, sendika olarak. her an bir çift göze satabilirler koca edebiyatı. kadını bir isyan bayrağı kadar güzel olan şairler hariç elbette.

havaya cemre düştüğünde bunu fırsat bilip, hemen arkadaşlarının göndermiş olduğu hikayelerin çıktısını da alarak dışarı çıktı. çevrede kre...(devamı)

(22.02.2012 11:54)


iki büyük patatesi soymaya koyulan zühre'nin telefonu kesik kesik titredi. mesaj murat'tan geliyor ve "ben şimdi yatayım, ama akşama doğru kalktığımda orada yazıyı görmezsem o zaman sen düşün." diyordu. "he yavrum he." deyip bıraktı kenara telefonu zühre. oturduğu yerden on dakikada sayfalar dolusu hikaye yazabilen biri olan murat, yazma kabiliyetine yaptığı baskıyı da eklediği zaman çekilmez oluyordu bazen. tamam bunu kendisinin iyiliği için yapıyordu eyvallah, ama beyin kimyası denilen şeyi de anlamıyordu işte. zühre'nin yarın asla bugünküyle aynı biçimde bakamayacak gözleri vardı. onun için bir kaleydoskoptu dünya. gözü oradayken ne yazacaksa yazacaktı. yazıp o sırada bitirecekti. tutarlı bir biçimde sürdürebileceği bir hikaye yazabilecek olsa oturur roman yazardı zaten.

şimdiye dek bir işi çıkınca sonra yazarım diye yarım bıraktığı hiçbir hikayeyi tamamlayabildiği görülmemişti. dün yazdığı bölüm mesela; ne kadar anlaşılmaya meraklı ve ne kadar sıkıcıydı. o kadar sıkıcıy...(devamı)

(22.02.2012 00:14)


belki de o kadar yorgun değildi, zaten kırık bardakları toplaması gerekiyordu ve bu arada zühre'ye eşlik etmek fena bir fikir olmayabilirdi. mutfağa doğru giderken bir masal animasyonundaki kadın kahramanlar gibi şakıyarak ve sekerek adımlar atan ve bu arada kesinlikle elindeki poşeti dar koridorun duvarına çarpan zühre'nin arkasından baktı. bir an için hayatında olmasından mutlu olduğunu varsaydı, bir an için gökhan'ın hayatında olmasına üzüldüğünü düşündü, bir an için -ve bu an sonsuza kadar uzanabilirdi- poşetin çarptığı yerden dökülen sıva kalıntılarına takıldı gözü. "bütün hikayelerde durdurulamayan çılgın kadınlar vardır, çünkü bütün kadınlarda durdurulamayan bir çılgınlık vardır" dedi gülümseyerek içinden, bunu kimin söylediğini düşündü bir de. kadının bir özne olarak kendini ortaya koyuşuna tanıklık etmiş geç dönem bir batılı yazar olmalı, kimdi ve nerede okumuştu iyi de. neyse de neydi, ama bu çılgınlık bahsini dile getirmek için geç bir zamandı, hayır uykusu geldiği için deği...(devamı)

(19.02.2012 16:02)


"kurgu yeteneği yok bende, sanki bilmiyormuş gibi bana böyle hikayelerle geliyorsun." dedi. elindeki poşeti yere bırakıp aynı elinde zorlukla tuttuğu sigarasından bir nefes çekti. "ben rüyalarında bile günlük yaşamından kesitler gören bir insanım, yazamaz benim kafam. hı hı çok kolay. sana kolay o. iyi tamam. tamam elimden geleni yapacağım diyorum. ama bugün olmaz. işlerim var işte. tamam sen yaz bir şeyler sonra bakarız. gökhanlara gidiyorum şimdi. bilmiyorum. yok belli değil şimdilik hadi görüşürüz sonra. sağol. tamam görüşürüz."

telefonu cebine koydu. sigarasından hızla bir iki nefes çekip kalanını yere attı. kulaklıklarını taktı ve yere bıraktığı poşeti alıp yürümeye devam etti. erkenden uyandığı bu güzel sabahı ve kendisini bekleyen saatleri düşününce son günlerde yüzünden eksik olmayan o aptal gülümseme yeniden yayıldı oraya. mutlu olunca ne yapacağını bilemediği için, yapacağı ilk şey o mutluluğu sorgulamak olacaktı elbette. cesaret mi şimdi bu diye sordu içinden. söz...(devamı)

(18.02.2012 21:41)


“tamam da koduğumun bardağını kim kırdı öyleyse?”
“ben kırmadım herhalde değil mi? niye kırayım içki içtiğim şeyi?”
“kimse de yoktu?”
“bu boktan dünyadan bir bardak eksilmiş olsun, nedir yani.”

bu diyalogların başka bir yere gideceği de yoktu, rahatlık desen değil, vurdumduymazlık desen otu boku konu edinen insan, nasıl tarif edilir ki bu durum. “tamam, sorun bardakta değil, bende” diye düşüncesine giriş yapınca gülümsedi, fakat bari kırıkları temizlesindi. aylardır böyle geçiyor hayat, gece işe giderken kanepede ya da balkondaki masada bıraktığı adama tahammül etmekle onu sevmek arasında gidip gelen bir ızdırap. sadece miskin, pasaklı ve çekilmez biri olsaydı yine de sevebilir miydi onu, belki hatta sadece bu yüzden? belki de onu sevdiğini düşünmesi, gerçekte neler başarabileceğini bilmesinden ileri geliyordur. hayır dünyayı kurtaracak falan değil elbette, ama koca bir votka şişesinin yanında bıraktığı bir gecenin sabahında evine geldiğinde müthiş bir tabloyu...(devamı)

(18.02.2012 02:33)


yazılarını pek okumam, hatta çok 5-6 tane yazısını okumuşumdur. o yüzden baştan "okumadan eleştiriyorsunuz" diyecek olanların çok haklı olduklarını belirteyim, gereksiz polemik olmasın.

milliyetle başlayalım. milliyet bir ara radikal'e mi özenip yoksa nasıl olsa aynı çiftliğin yumurtasıyız mı deyip nasıl yaptıysa üniversitelere satış büroları kurmuştu. böyle akbil gişesi gibi plastik kabinler falan. bir ihtimal o yıllar internet yeni yeni yaygınlaşırken batılı bir fikri milyon dolarlar karşılığı memlekete getiren reklam ajansının kurgusudur bu büfeler ya bir şekilde kurulmuşlardı işte. 2000 yılı 19 aralık'ı şafağında biz beyazlayan saçlar ve sancıyan sol taraflarla uyandığımızda bu büfelerde satılan milliyetlerin manşetleriyle dehşete düşeyazdık: "sahte oruç, kanlı iftar". o esnada ölenleri omuzlamak için bile vaktimiz olmadığından ve şehirde eşkıyalar kovaladığından çocukları ilgilenemedik. birkaç gün sonrasındaysa -en azından bazı okullarda- bu büfeler yakılıp ters çevril...(devamı)

(17.02.2012 20:53)


© 1913-2012 laneth ruhsal devinim ürünleri corp.

laneth, sözlük biçiminde tasarlanmış bir site olmakla birlikte, bir sözlük oluşumu değildir. laneth'te yazılmış ve yazılacak olan her şey baştan sona uydurmadır ve yazarından başka hiçkimseyi bağlamaz. laneth'te yazılmış olan her kelime, hırsızını boğazlayıp sahibine geri dönmek üzere programlanmıştır. çalınan değil ama unutulan sözlerimiz g.tunuze girsindir.