yokuş yola var. hakikaten var, iyi ki var demeyeceğim, olmayaydı, onu oldurmayaydı bu ülkenin bu çağı daha iyiydi. yine de var. o zaman hep bir kanama da var, ne çok kadın bir ülke aslında ve nerede söylense bu cümle eli usturalı bitirimler var.
güllerin bedeninden dikenlerini teker teker koparırsan
dikenleri kopardığın yerler teker teker kanar
kimseyi incitmediğimizi iddia ederken bile unuttuğumuz güller oluyor, onlar o zaman mı inciniyorlar -sezişlerine inanmamak mümkün mü? nereye gitsek onlar da geliyorlar ama adımları aksak, toprakları yosun. gülleri çok aristokrat mı buluyorsunuz, aynı şeyi söyleyemeyeceğim, bence papatyalar da aşağı kalmazlar saray merdivenleri hayallerinden, hem papatya sevmeyen kadın bulabilir misiniz gerçekten? bence ortancalar abiler, gölgelerin ne güzel çiçekleridir ve sanki çiçekten çok, yani işte oradalar, siz onları bulun ya da bilmeyin hatta hiç. bütün çiçekler kanar abiler.
dikenleri kopardığın yerleri bir bahar filân sanırsan
kürdistan'da ve muş - tatvan yolunda bir yer kanar
abiler hitabı bizim şiire ece ayhan hediyesi. nasıl dalyarak can yücel'den geldiyse abiler de ayhan'dan. bazen bana şiirlerin çoğu altın günü organize etmniş şairlerin oyunu gibi gelir. fakat işte bazı anları var ki bursa hançeri gibi saplanıyorlar adama, gururumuz da poetikamız da anlamamızı sağlamıyor. şiirimize kürdistan kimin hediyesi? diyelim genco erkal ve piyanisti yarın bir gün turgut uyar şiirlerini sahneleseler çıkaracaklar mı bu bölümü? kim çıkarabilir hayatımızdan hemen ayakucumuzda hiç bakmasak haritanın sağ alt tarafında bir ülkeyi? çocukları, eşkiyaları ve kaçakçıları öldürüyorlar ya kanamadığımız zaman kadar kanıyoruz.
muş - tatvan yolunda güllere ve devlete inanırsan
eşkıyalar kanar kötü donatımlı askerler kanar
güller orada bitiyor işte, oysa vanlı bir kız vardı tanıdığım, ne çok yakışırdı gül kulağına taksaydı. daha çokça olmayacak herhalde ve kulağa çiçek takmak bir izmirli lüksü gibi görünecek. öyle olmasaydı da severdik kadınları değil mi we, bizim tek suçumuz çiçekleri kulaklarına yakıştırmak kadar kalırdı. we abi, güzelim, bir çiçek niye kanar, diş değil tırnak değil, biz kızların kulaklarına güller, başlarına kırçiçeklerinden taçlar yaptığımız için mi kanar bir ülke ya da acaba o anda mı?
sen bir yaz güzelisin, yaprakların ekşi, suda yıkanırsan
portakal incinir, tütün utanır, incirler kanar
ne kadar öldürseler, bizi öldürmedikleri sürece seveceğiz, eşek gibi biliyoruz! dön dünya, biz yaşarken, eğil ve unuttur hepsini, biz yazları özledik. çok ağırlaştıysak yaz meyvelerimiz gülümserken incirin ve üzümün rakısını yaparız da suyu sıkılan gene biz olduğumuzca... ne kadar kötü ve kara ve acı zamanlardan geçsek de sevmeyi unutmayacağız, ne kadar kanasak, ceketimiz pantalonumuz bıçak gibi, yüzümüzde sinekkaydı traşımızla iş çıkışı sokağından geçmeyi unutmayacağız. o da bizim erdemimiz platon efendi!
haydin yeter, kimsenin şiirini kanatmayalım, turgut abi güzel abimizdir, onu uğratmayalım.
bir yolda el ele gideriz, o yolda bir gün usanırsan
padişahlar ve muşlar kanar, darülbedayiler kanar
muş - tatvan yolunda bir gün senin akşamın ne ki
orada her zaman otlar otlar ergenlikler kanar
el ele gittiğimiz bir yolda sen git gide büyürsen
benim içimde çok beklemiş, çok eski bir yer kanar
ben bunu ilk okuduğumda bursa'yı yüksekten gören bir yerdeydim. o yılların en güzeli, güzel marmara vardı. aslında niyetim bir şey okumak değildi, zaten güneş vardı, okumak zor, hayal kurmak yeğdi. sonra o yıllarda hepimizin omzuna asmayı alışkanlık edindiği, kalıbı bozulmasın diye de olur olmadık kitapları sokuşturduğumuz gazeteci çantasını karıştırdım. lenin vardı içinde, bizatihi kedisi değil de yani naçiz vücudu toprak olmuştu da... sonra öyle bir kitaplar falan. o zamanlar el kitabı gibi taşıdığımız iki taktik'i çıkardım, biraz okumaya niyetli. bir yandan ergen aklımda içkili içkili okunmasının caiz olup olmadığı kuşkusu. içinden bir not çıktı, harita metod defteri yaprağı dörde katlanmış, dört tarafa üç şiir yazılmış. biri bu, ne güzel okudum. o vakitler internet yok, şiir kimin bilmiyoruz, aklımdan amin maalouf türü bir hikaye başlangıcı geçiyor, işte kütüphaneden ödünç bir kitabın sayfaları arasında bulunan notla başlayan serüven. kitabı aldığım kültür merkezi ne fena solcu ki şiirin sahibini de bilmiyor, kimin bıraktığını da.
öyle işte, ne vakitler sonra karşılaştım da gene çok sevdim. yalnız zamanı geçmemiş, hala çayır çimen de oturuyorum, lenin de okuduğum oluyor, bir tek güzel marmara yok, güzel marmara çok kanadı abiler.
- isim ve e-mail adresi belirtmek zorunludur.
- iletişim bilgileriniz yazara büyük ihtimalle iletilmez.
- yazar kendisine iletilen yorumu okurlara açabilir, açmayabilir de.
|
memlekette çıkan en güzel yayınlardan biriydi. 92 yılının başlarında çıkmaya başladı. tabii benim gibi paleler için ulaşılması güç bir yayın o yıllar, biz de işte limon falan takip ederkene ismine denk geliyorduk.
underground ya da fanzin kültürünün ilk örneklerinden biriydi. ama aslında böyle bir derdi yoktu. memleket psikiyatrisine inanmayan birkaç psikiyatr, üç beş aydın, birkaç da hastanın yazılarıyla çıkmaya başladı. ilk sayılarda lacancı psikolojiden başlamak kaydıyla muhalif psikiyetriye dair çok şey de yazdılar, sinema, edebiyat falan da döktürdüler. ah muhsin ünlü'nün ilk şiirleri, taylan biraderlerin ilk yazıları burada yayınlandı. eğlenceli de bir yayındı. yazık ki çok hızlı popüler oldu, hızla okuyucu ve yazar buldu, bu da onun talihsizliğidir.
derginin ilk 13 sayısı internette mevcut, bulup göz atınız. yayıncılığı nasıl etkilediğini göreceksiniz. şimdi, 20 yıl aradan sonra okuyunca klişe gibi gelen şeylerin birçoğu ilk oradaydı.
herneyse, dergi yayınına tepe noktada son verdi. fatih hocanın kaleminden çıkan açıklama aşağı yukarı şöyleydi (o sayıları o zaman okumuştum, internette yoklar, mealen aktarıyorum): "bizim çıkardığımız dergi pek çok şey olabilirdi ama bir edebiyat dergisi değildi, öykü-şiir derlemesi hiç değildi. ama giderek böyle bir hal aldı ve bizim derdimizi anlatmamaya başladı. bu yüzden yayın hayatını noktaladı. belki başka yayınlarla...."
laneth, beni özledi mi, bilinmez. ben onu çok özlüyorum, ama bir karanlık edebiyat seçkisi olarak değil. we are winning dont forget de olmasa (stillin adını söylemeye gerek yok) içim daralmadan tıklayamayacağım, kısayollar listesinin en başındaki siteye. ne bileyim biraz siyaset, bilim, hayat, sinema bile... ne bilirsiniz?
- isim ve e-mail adresi belirtmek zorunludur.
- iletişim bilgileriniz yazara büyük ihtimalle iletilmez.
- yazar kendisine iletilen yorumu okurlara açabilir, açmayabilir de.
|
kitap okuma konusunda bana ciddi denecek adımlar attıran yazardır biraz da.. "sevginin herkesten şikayeti var" adlı kitabıyla başladım yılmaz odabaşını okumaya.. ardından eylül defterleri, şafak keyadı çıplaktı, kuşlar uzaktı sonra, kül aşklar ve tabi ki şiir kitapları aşk bize küstü..şarkısı beyaz adlı kitabını bir türlü bulamıyorum..
peki ya kimdir bu adam..
"1962 diyarbakır doğumlu.ögretmen bir ailenin ilk çocuğu.ilk öğrenimini diyarbakır, ankara ve gaziantep'te, orta öğrenimini diyarbakır lisesi'nde tamamladı. izmir hukuk fakültesi’ndeki öğrenimini-1980 12 eylül'ü tutuklanınca -sürdüremedi. diyarbakır askeri cezaevi’nde bir yıl hapis yattı.hapisten çıkınca bir süre bir ilaç firmasında güneydoğu temsilciliği ve diyarbakır'da bir yıl kitapçılık yaptı.
1986'da gazeteciliğe başladı.1986-94 yılları arası diyarbakır'da akajans muhabirliği, uba (ulusal basın ajansı) diyarbakır temsilciliği, ortadoğu haber ajansı haber müdürlüğü, 2000’e doğru dergisi diyarbakır büro şefliği ve türkish daily news gazetesi güneydoğu temsilciliği yaptı.ayrıca "sokak, gerçek, söz, aktüel, 2000'e doğru, exspress, birikim gibi pek çok süreli yayında telif haberler, yazılar yazdı.1994 yılında gazeteciliği bırakarak ankara’ya yerleşti; aynı yıl "yılın gazetecisi ödülü" aldı."
şiirlerinin bir kısmı ahmet kaya, grup yorum, grup kızılırmak, edip akbayram, ferhat tunç ve onur akın tarafından bestelendi..
şimdilerde ne yapıyor pek bilgim yok.. ama z kendisiyle ilgili bazı şeyler anlatmıştı vaktiyle.. acabalar kaldı o yüzden de odabaşı hakkında kafamda.. ama yine de güzel yazıyor adam yapcak bişe yok..
- isim ve e-mail adresi belirtmek zorunludur.
- iletişim bilgileriniz yazara büyük ihtimalle iletilmez.
- yazar kendisine iletilen yorumu okurlara açabilir, açmayabilir de.
|
( mayıs, 12.05.2010 20:59)
© 1913-2012 laneth ruhsal devinim ürünleri corp.
laneth, sözlük biçiminde tasarlanmış bir site olmakla birlikte, bir sözlük oluşumu değildir.
laneth'te yazılmış ve yazılacak olan her şey baştan sona uydurmadır ve yazarından başka hiçkimseyi bağlamaz.
laneth'te yazılmış olan her kelime, hırsızını boğazlayıp sahibine geri dönmek üzere programlanmıştır. çalınan değil ama unutulan sözlerimiz g.tunuze girsindir. |