.

algida cornetto ilk çıktığında ne de heyecanlıydık hepimiz. tamam, sadece ben. yıllarca açık dondurma yemiş bir nesiliz biz, panda neden çıktı anlam veremedik yıllar boyu. algida geldiğindeyse çoktan alışmıştık hazır dondurmalara. önce max ile çocukluktan bağımlılık yapmıştı (ismail yk bir röportajında hayran kitlesini çocukluktan yarattığından bahsetmişti, onlar büyüdüğünde de sevecekti kendisini, adam yatırımcı beyler...şapır şupur yeriz kendisini)...sonra ergenliğimizle beraber cornetto girmişti kalplere. kalplerdeki kaymak sloganı ve cingılı hala kulaklarımda. (yazar burada kapitalizimden falan da bahsediyor olabilir. ne bileyim önce mahalle bakkalları (bkz. açık dondurma) sonra yerel şirketler (bkz. panda) sonra uluslararası şirketler (bkz. algida) ile kaymağı yiyenlerin çapının genişlemesine de vurgu yapıyor olabilir. bu alt metin işini siz kendi kendinize yapın, ben sonuç kısmında her şey değişiyor diyeceğim sadece. bilginiz olsun)

cornetto...aşkın dondurması idi. reklamlarında hep "gerçek aşk" vurgusu vardı. elini tutardın onun, yazın görür görmez tanırdın, dibin düşerdi. cornetto'nun dibini de yiyebiliyordun ayrıca, eski külahlar gibi değildi. dibine kadar aşk sloganı bile olurmuş...o kısımlarla magnum ilgileniyordu değil mi? neyse. iki robotun aşkına bile bizi inandırmıştı cornetto, hatırlayanlarınız vardır. romantik bir film gibiydi tüm reklamlar.

geçen gün cornetto'nun reklamına denk geldim televizyonda. ve dedim, biz başka bir hayat yaşıyorduk, şimdiki gençler başka...reklamı izlemeyenler için özet;

taş gibi bir hatun bikinisiyle sudan çıkarken görülüyor ilk sahnede, ortalama zekaya sahip yavşak bir türk genci hatunu görünce yerinde duramıyor. ikinci sahnede görüyoruz ki hatun, kaslı, yapılı, bodyguard kılıklı bir abinin omuzlarında imiş meğerse de yavşak genç durumu fark etmemiş. elinde dondurmayla hatuna yönelmişken birden kaslı abiyi görünce götünü yiyeyim ayağı yapıyor. espriler falan...ikinci reklamda bir punduna getirip kaslı abiyi başka saf bir elemanın peşinden koşturup taş hatunun yanındaki şezlonga uzanıyor. kaslı abi sahilde koştururken bunlar cilveleşmeye başlıyorlar...

yani, "kıza bak yanındaki ayıya bak" diyerek ayıdan kızı aparıyor başkahramanımız.

şimdi diyeceksiniz ki eeeeee? ben de diyeceğim ki daha ne olsun? romantik aşk, ömür boyu sürecek ilişkiler, hayatımın aşkı diyen cornetto bile stratejisinden vazgeçmiş ve kimin eli kim cebindeci bir yaklaşımla reklam yapar olmuş. kapitalizm bile silah değiştimiş biz hala ağaç nöbeti tutuyoruz. aşk, sevgi bunlar prim yapmıyor. bizi yıllarca böyle yediler. biz kitaplarla, filmlerle aşık olduk. hayatımızda hiç var olmayan kişilere aşık olduk, hayal ürünü aşklar, "diğer yarılar" yarattık. gel gör ki ikinci yarı başladığında saha değişmişti. artık günübirlikti her şey. romantik çağın sonu gelmişti teknolojiyle beraber. uzun uzun yazan, derdini anlatan adamlardan 140 karaktere sığmaya çalışan zavallılara döndük. kendini daha azla ifade etmeyi zeka sandık. oysa ki kelimelerimiz çoğaldıkça hayat zenginleşecek diye bildik biz. eskimoların kar sözcüğüne denk gelen 40'tan fazla kelimesi olduğunu duyup, hayatımızda farklı duyguları detayları keşfetmenin yolunun kelimeler olduğuna inandık. geldiğimiz noktaya bakınca aklıma hep "idiocracy" filmi geliyor. sadece küfürlerle konuşan ve anlamsız sesler çıkaran "ileri" bir toplum olma yolunda emin adımlarla ilerliyoruz. "değer" verdiğimiz hiçbir şey kalmıyor. her şeyi yıkıyoruz. yıkanma ihtiyacı yaratıyoruz her şeyde, kirletiyoruz. doğayı yıkıp yerine bina koyuyoruz, aşkı yıkıp yerine seks koyuyoruz, kitabı yıkıp yerine feysbuku koyuyoruz, feysbuku yıkıp yerine tivitır, tivitırı yıkıp yerine instagram, instagramı yıkıp tumblr, o şu bu....tüketiyoruz. yok oluyoruz. değiştikçe değişiyoruz evet. bambaşka hayatlar yaşıyoruz eskiye nazaran. cornetto bile aşkı unutuyor...

her şey değişiyor değişmesine de, ben hiç karamsar değilim. yanlış anlaşılmasın. çünkü doğrusal değil dairesel bir hayat yaşadığımızı biliyorum. her şey kendine varıyor sonuçta. topçu kışlası yıkılıp yerine park yapılıyor, sonra park yıkılıp topçu kışlası yapılıyor. elli yıl sonra kışla yine yıkılıp yerine yine park yapılacak biliyorum. biliyorum çünkü hayyam öyle diyor; "durmadan dağılıp kurulan bu evrende" alacağım nefesi o kadar da umursamıyorum sadece..biliyorum çünkü stephen hawking de öyle diyor. evren büyük patlama ile genişliyor diyor, sonra geriye doğru dönecek ve büyük çöküş ile noktasallaşacak diyor tekrar...sonra yine büyük patlama...

buraya kadar çıkan kısmın özeti;

her şey geçiyor be gençler. başlıyor bitiyor başlıyor bitiyor başlıyor bitiyor başlıyor bitiyor....çok abartmayın. hayatlarınız "overrated"...unutmayın.... takılın.