.

çok sıkılıyorum karl heinz. çok sıkılıyorum.

daha önce kazandığım sınavlara tekrardan girmek canımı çok sıkıyor.

kendimi binlerce kere ispatladım ve ama mankafalar ispatlarını görmezden gelip tekrardan sınavlara sokuyorlar.

yediğim ballardaki tuzları ayıklamaktan balların tadını almayalı çok oldu.

çok sıkılıyorum karl heinz çok...

oysa ben karl heinz ileremenin iyi olduğunu bilirdim. ama bizim kisi mehter marşına döndü iki ileri bir geri.

güzel şeyler iki ileri bir geri yapmıyor. boktan şeyler iki ileri bir geri yapıyor.

bezeceğimi sanıyorlar ama kusura bakma karl heinz taşaklarımı alırlar.

inadım inat götüm sekiz kanat.

ama bunlarla zaman harcayacağıma aklımın fikrimin daha verimli kullanmak varken boktan şeylerle harcanması tahammül mülkümü yıkmasa bile zangırtatıyor.

orson welles demiş ya "hayatım boyunca enerjimin ve yeteneklerimin ancak yüzde 2'sini kullanabildim, geri kalan yüzde 98 küçük insanlarla itişmekle geçti."

oysa deli gönül bunu istemezdi.

.

ah ingeborg!

neden mi? bilmiyorum.

pek çok şeyi bilmediğim gibi.

neden yokum. neden yoksun. uzak nedir, neyle beslenir?

insanlığa yüklenen tüm bu acılar bir uzay boşluğunda da birikiyor mu karın boşluklarından başka.

korkular kendilerinden korkuyorlar mı ayna karşısında.

özlemler özlenir mi?

birbirine karışan yüzler birbirlerini tanır mı bir sokakta karşılaşsa.

bu bölük pörçük yazılar tamamlanır mı kendiliğinden bir gün.

oysa önceden yazılmışları kopyalıyorduk. film çeker gibi bir edayla, o orijinal tavırlarla yaşıyorduk her ânı. tüm hissettiklerimizi önceden yazmıştı keskin, özlü, rimbaud, baudelaire. yine de icadın sancılarını çekiyorduk işte. bunun bizi özel kıldığına inanıyorduk. neticede hâlâ farklı yataklarda uyuyorduk, aynı sulardan içmiyorduk. başkaydık işte.

ah ingeborg, doğru ya sen hepsini gördün. senden tek istediğimiz buydu. yargısız insaf!

.

kalbime bıçağı saplayıverecek olsaydım kalbimin o anda elimde olmasını isterdim.
tüm sinir hücreleriminin kol kola verip "yeter artık daha niye duruyoruz, ya düğüm olacağız çözemeyeceksin ya da kopacağız toplayamayacaksın" dediği anlarda bir bıçak sağlayıp göğsüme, bana ait olanın bile beni tehdit etmesinden kurtulmak varken kurtulmadım.

babasının çok sevdiği kızı olsaydım, bıçak gelmezdi aklıma. ah freud, elektra kompleksimi kaybettim, hükümsüz müdür?