.

normalde bugün güzel şeyler olacaktı. böyle gülüncüklü, eğlenmekli filan... laneth'in yanaklarına ruj sürüp hafifçe ovacaktım elimle. still bana eğlenceli bir mesaj atacak, ben de ona olan sevgimi yeniden kabartacaktım içimde. çayımı höpürdeterek içecek, nevada'yla dalgamı geçecektim. çiçeklere boğacaktım sahneyi, seyircilerle tek tek tokalaşacaktım. ama... bazı gelişmeler oldu.

"gelişme" nedir bilir misin neva, gelişme şrrrrraaak diye alnının çatından vurup giden iş, oluş ve duruştur. dehan basmaz böyle şeylere, anlamaya çalışma. sen de sıkıştığı zaman ruhunu alkole satan bağnaz bir kemalistsin nihayetinde. varlığın saf deha olsa kaç yazar. bir şişe viskiyi devirdikten sonra tanrı olduğunu zanneden bile var; nerde kaldı dahi. sen de herkes gibisin işte. kuru laf. ama hakikaten "kuru" laf. tezek gibi. ancak ev yalıtır.

farklı olan kim biliyor musun neva? farklı olan benim. ben senin gibi, lacrima gibi beynimi alkolle uyuşturduktan sonra "lağnedin ağmına kojyayım" yazıp da ayılınca "amma da dahiymişim yahu, ilahi ben" diye kıvıranlardan değilim. ben laneth'e zerre kadar toz konduranın kafasını taşla ezdikten sonra dönüp bir de laneth'in "gerçekten" amına koyan adamım! üstelik bir defa da değil. siz nasıl yaptığınızı kendinizin bile anlamadığı bir şekilde bir şeyleri silip attıktan sonra bir daha ömür boyu onun yüzüne bakmazsınız ya, hah, ben de öyle işlemiyor sistem. amına da koysam, kafasını da ezsem, varlığının her zerresine yakası açılmadık küfürler de etsem bırakamam ben bana bulaşmış olanı. bunu zekâm, deham ya da mantığım değil, ne sikim olduğunu otuz iki yıldır çözemediğim, içimde bir yer yapıyor. allah beni böyle programlamış. belamı bu şekilde vermiş. hayatım boyunca tanımadığım ve muhtemelen de tanımayacağım biri yere düşecek, ben de onun için üzüleceğim. denklem bu işte. çarp bunu milyon kere milyonla, al sana sonsuz sayıda varyasyon.

biliyor musun neva, aslında sorun bende değil, sizde. ben iyi bir adamım. ufak tefek zayıflıkları olan iyi bir adamım ben. fakat bunu kabul etmiyorum. hayırdır, dehan mı karıştı? iyi iyi, karışık deha saf dehadan çok daha güzeldir, tatlıdır. evet, kabul etmiyorum bunu. çünkü ben iyi bir adam olduğuma inandığım gün laneth'in ya da hayatıma karışmış herhangi bir şeyin amına koymayacağım bir daha. mutlak bir öfkeyle siktir çekip denizleri ateşe verdikten sonra "ulan ben ne bok yedim" diye toprağa kapanıp ağlamayacağım.

eğer birgün pişman olursan neva, nevada, lacrima, ot, bok, herhangi bir şey için gerçekten pişman olursan, gel yanıma. pişman olmayı becerebilirseniz gelin yanıma, hepiniz gelin, alayınız gelin. sabah işe giderken çöpü çıkarmadığınıza pişman olun, mendil satan bir dilencinin yüzüne bakıp merhamet duyduğunuz anda neden çıkarıp da siktiğimin elli kuruşunu vermediğiniz için pişman olun, çaya fazla şeker attığınız için pişman olun... sonra da gelin. size söyleyeceklerim olacak.

.

hiç bir şeyden pişman olmadım robi.

atladım, zıpladım, hopladım, hoplattım, hoplatıldım, yoldan çıktım, yola girdim vesaire vesaire...

geçmişi pek düşünmedim, çünkü benim kişiler geleceği düşündü ve gelecek için savaştı.

siz new england'da elma yetiştirirken ben batıya git genç adam kelamına kulak astım, batıya gittim gittim ve pasifiğe vardır.

teksası ben fethettim, guatemalayı dostum william walker. gerçi onu el salvadorlular hondurasta öldürdü. ne ala sığmaz bir deliydi o...

ama siz parlemanto laga lugasıyla ömür geçirdiniz. washington deneno osuruk şehri adam etmeye çalıştınız. sen ve senin gibiler...

eh ettiniz elbette.

ama sayın jefferson pardon robi hazretleri benim kellemi alamayacaksın, aldırtamayacaksın.

robi hazretleri, tüm yazarlar içinde sterne'i biraz kayıyorum. hani şu tristram shandy'nin yazarı ve onu geç yaşlarımda keşfettiğim için pişmanım. evet tek pişmanlığım bu. aslına bakarsan robi eğer gençken daha fazla sterne okuyup, daha az voltaire okusaydım, bu dünyada hem alexander hamilton'a hem de bana yetecek kadar yer olduğunun farkına varabilirdim.

bilmem anlatabiliyor muyum?

alexander hamilton kim mi?

parlemento dalaverelerinden fırsat bulursan onu tanıdığını hatırlayacaksındır...