.

ben olsam dostoyevski okumazdım. aslında bunu öğrendiğimde ben, ben oldum sanırım.
budala’da prens mişkin’i anlatıyor. aslında kendini anlatıyor. ki zaten böyledir, bütün acı dolu hikayeler yazıcısının resmini çizer kelimelerle. çünkü ancak; acıyı çeken anlatabilir ahvalini bilirsin.
mişkin sara krizlerine tutuldu diye isviçre’ye şnayder diye bir doktorun yanına tedaviye gidince kendime dedim ki; dünya bu denli orospuçocuğuyken, ne tedavisi? iyileştirdiğin her yara, mutlak suretle bir başka yerinden çıkar… zihninde sildiğin her şey kalbini acıtmaz mı senin? budalalaşıp afallamaz mısın her ağlama krizinde?
sonra bir gün iyileştiğini zanneder mişkin. rusya’ya, köyüne döner. tüm çocuklar onu sever. ya da o sevdiğini zanneder. lanetlenmiş bir kıza tutulur. ayıplanır. buna rağmen vazgeçmez. al işte sana budalalık.
natasya’ya vurulan mişkin, evlenme teklifi bile eder. natasya kabul etmiş görünür ama gidip rogo jin diye bi adamla evlenir.
eee budalalık bu ya, mişkin onu aramaya devam eder. moskova’da karış karış aşkı arar. ki hatta her şeye rağmen, onu aradığını kimseye söylemez. evlenmiş bir kadının peşinden koşmaktadır hala senin anlayacağın.
bizim prens mutlu görünür, partiler bilmem neler gırla. aglea diye biri mişkin’i sever, bizimki sonunda bakar ki natasya’dan ümit yok, aglea’yla nişanlanmaya karar verir. dangalak işte hala natasya’yı sevdiğinden bundan vazgeçer.
sonra natasya’yla evlenecekken rogo jin gelir, natasya’yı öylece alır gider.
zaten hep öyledir. siz kızı alacak bin kişiyle savaşırsınız, yerküre’yi karış karış arşınlamak bile acıtmaz canınızı, ama işte ne bileyim o bin kişiden biri, düşlerinizi ayaklarının altına halı edip gözden kaybolur. çünkü; dünya dediğin, yuvarlak, saçma sapan bişeydir.
mişkin bu denli budala olmasaydı, acılarını bu denli çoğaltmaz, isviçre’ye dönmez, aşka bu denli değer vermezdi.
ama dedim ya, ben olsam dostoyevski okumazdım. aslında bunu öğrendiğimde ben, ben oldum sanırım.
kitapta vurgulanmak istenen nokta; insanlar için sevginin çok önemli bir kavram olduğu ve onsuz yaşanamayacağının kesin olduğudur. insanlar için sevdikleri o kadar değerlidir ki o varlıkları kaybetmeye tahammül edemezler tıpkı prens mişkin gibi.
lakin ben bu anafikri yerim.
aşk diye bişey yok, kimse rogo jin’le evlenirken seni düşünmez.
sizin sevdikleriniz yaralarınızın üzerinde ancak sigaralarını söndürebilirler.
sağalttığın her yara, mutlak suretle bir başka yerinden çıkar.
zihninde sildiğin her şey kalbini acıtmaz mı senin?