.

"to be, or not to be"
imza: shakespeare

öncelikle okunuşu benim için "şekspir" olan bir kelime tek başına bir sempati nedeni olabiliyor. dilin ve sesin ritmi sanki. şekspir! şekspiryeennn! vay canına. tüy köklerine işleyen bir şey gibi. bu sempatinin bir çok nedeni olabilir, özenti zamanlarım, entellektüel kaygılarım, eksik bilgilerim ve uzar gider bu gibi olasılıklar. nedeni her ne ise kulağıma her zaman çok hoş gelmiştir. şekspir anasını satayım şekspir ya.

olmak ya da olmamak. bütün mesele bu gibi görünmüyor. zaten aklımdan geçen bunu gevelemek değil. we, (bkz: carl sagan) adlı bir başlık açtı, itiraf edeyim adam yazıyor yani. neyse konumuz we de değil aslında. konumuz yazdığı o hoş yazının çağrıştırdıkları. yazıya başlama şeklime bakarak şekspir'i çağrıştırdığını sanmayın, görünüşe aldanmayın. şekspir çağrıştırdığı şeyin çağrışımı oldu sadece. genelde böyle dağınık oluyor yazmaya çalıştığım şeyler, umarım bu alışılabilir bir şeydir.

neyse, we'nin o yazısı bana paskal(pascal)'ı çağrıştırdı. belkide sagan ile pascalı çağırmanın nedeni fiziğin metafiziğe en yakın temas noktalarının burada ortak küme rolünü üstlenmesidir. değilse bile böyle kabul edelim. we yazısını çok güzel bir cümle ile bitirmiş. ve o cümle beni şu cümleye götürdü;

"insan sonsuz evrendeki önemsiz bir toz tanesidir, ama kendi hiçliğini bilir ve bu da bütün farkı yaratır".
imza: pascal.

bu adamlar var ya enteresan adamlardır, kafa karıştırmayı iyi bilirler bence. paskalın bu cümlesi üzerine bir çok şey söylenebilir, tartışılabilir. ben böyle bir şey yapmayacağım elbette. konu güzel ama çağrışımlardan söz ediyorum sadece, güzel yerlere götürüyor bazen.

ayrıca paskal'ın nasıl olur da şekpir'e götürdüğüne gelecek olursak;
paskal: tanrı ya vardır ya da yoktur. ve akıl bu konuda karar veremez, yani bu konuda karar verebilecek bir konumda değildir. ve tüm meseleyi olasılık üzerinden değerlendirir doğal olarak. yarı yarıya var veya yoktur. yani yarı yarıya sonsuz ödül yada yarı yarıya hiç. bu iki bahis söz konusu olunca yöneleceğin kısım yüzde elli olasılık içermesine rağmen ağırlıklı olarak ödül olasılığıdır. yani bizde ki "ya varsa?" olayı.
aklın üstünde bir şeyin var olması yada olmaması, işte bana göre olmak ya da olmamak.

ben hepsini yanlış anlıyorum aslında. farkındayız. olsun. genelde böyle olmaz mı zaten? çağrıştırdığı ve karıştırdığı şeyler iç içe geçiyor. samimi düşünmek bile yeterli bence. çünkü bir şeyler keşfetme isteği duymuyorum.

"az söylensin, çok anlaşılsın"
imza: huan