.

yorgun bir at gibiyim çatlayana kadar koşmaktan gayrı bir şey bilmiyorum ve hep koşuyorum. koşu ne zaman başladı ne zaman bitecek hiç bilmiyorum ve bilemiyorum.

başlangıçların sonunda, sonların başlangıcında sadece dikilip duran dumanlı bir anıtım.

sadece dikilip duran herkesin uyuduğu saatte ayakta olan herkesin ayakta uyuduğunda yaşayan hepi topu bütün her şeyini fazlasıyla 36 saate sığdıran konsantre yaşamım.

az sözle çok şey anlatan çoğunlukla lafı gediğine oturtan ve genelde susan ketumiyet timsaliyim.

oysa deli gönül neler isterdi hiç bir zaman bilemeyeceğim.

zaten bilmek değil bilmemek beni zorluyor ama şunu bilmek bana yetiyor; varım diye götünü yırtanları oturup buruk bir alayla izlemek.

bir camın arkasından bakınıp duran çocuk misali yahut düpedüz o çocuk şarkısında olduğu gibi yağmur yağıp camdan bakan arap kızı gibiyim. yağmurda millet sucuk gibi olurken onları izleyen, saçının röflesi bozulan kadınları, jölesi saçından akan erkekleri görüyorum ve ben yağmurdan korunuyorum.

çoktandır kabullendim, dünya bensiz de dönüyormuş. bunu hala kabullenemeyenlere şasıyorum.

adam sen de...

geçmiş kalmadı gelecek ise hele bir gelsin o zaman düşünürüz şimdi ki an ise eh idare eder. bazen boktan bazen güzel ve genelde monoton. ortalamaya vurursak eğer giden gider gelen gelir elde var bir...

çok şükür.

brescia'dan brescia'ya...

ann george smiley'i aldatıyor. cleyfart bir yerlerde yarışı sürüdürüyor, lilian ölümü bekliyor, boris monte carlo'da yediği paraların anılarıyla yaşıyor, ted mundy ile sasha berlin de yine bir şeyleri protesto ediyorlar, brown smith ve jones daha haitiye varmadı. madam pineda peugot arabasıyla colomb heykelinin orda bekliyor, yüzbaşı carver'dan smith'e daha geçmemiş ve liza hala yaşıyor.

bense sigarayı bırakmayı düşünüyorum ve pipoya geçiş yapmayı düşünüyorum.

eh adet budur ya, yazımı kenneth rexroth'un şiiriyle nihayetlendiriyorum;

hırsları olmayan bir adamım ben
ve çok az dostu olan, hiç becerikli olmayan
para kazanma konusunda, gençleşmeyen
günden güne, bir felaketten paçasını ancak sıyırmış.
yalnız, kötü giyimli, ne fark eder?
geceyarısı kendime kocaman bir tas,
yırtık gri ropdöşambrım ve eski beremle
oturup soğukta şiirler yazıyorum,
eğri büğrü kenarlarına çıplak kadın resimleri çiziyorum.
on altılık azgın kızlarıyla
çiftleşiyorum düşlerimin.