.

“tahsin bey, çöpü alabilir miyim?”

“…”

“ekmek ister misiniz?”

askılarını düzeltti. sonra, yuvarlak gözlüklerini… camın ardından, retina, karanlık evrenin sonsuz boşluğuna açılıyordu.

“bu gürültü ne haydar?”

“beşinci kat efendim.”

koridorun sonunda, tahsin beyin arkasında kalan pencereyi gösterdi. mütemadiyen kolundaki sepeti düzeltiyor, hırkasının kısalmış kollarını çekiştiriyordu.

camın dışında, bir makinenin gökyüzüne uzanan merdiven parçaları yükseliyordu. içinden okudu:

“gökbilek, evden eve, asansörlü taşıma…”

“delirmiş gibi insanlık. durmadan yer değiştiriyoruz. bir gün taşınmak için yeni bir gezegen bulmak zorunda kalacağız.”

tahsin bey; altmış bir yaşında, psikoloji bölümü ana bilim dalı başkanı. birkaç yüzyıldır bekar.

balık tutmayı, rakı içmeyi ve afrika’dan gelen tropik meyvelerin bitki özlerinden türlü karışımlar elde etmeyi sever.

şort giydiğinde diz kapaklarının tuhaf göründüğünü düşünür, cumartesilerinin bir saat kırk beş dakikasını tenis oynamaya, on beş dakikasını kulak çöpüyle kulaklarını karıştırmaya ayırır.

tüm bunların dışında, eğer fakülte içerisinde değilse, muhtemel suretle yakınlardaki bir benzin istasyonunda, doksan yedi model volkswagen’inin dikiz aynalarını silerken kolaylıkla bulunabilir.

“evet beyim, evren.”

haydar; otuz altı yaşında. erzincanlı. kapıcı. evli. dört çocuk babası.

günün on altı saatini, on iki katlı apartman için çalışırken geçirir. ve bunun matematiksel sonucu, her kat için bir saat yirmi dakikaya tekabul eder.

boş vakitlerinde, eğer yolun karşısındaki markette değilse kapının önünde bulunan çöp konteynırlarının başında, höpürdeterek kaçak çay içerken bulunabilir.

“gel, gel, gel, gel, gel, hoop!”

“ne oldu haydar?”

“abe, çöp.”

o gün, tahsin bey yine daktilosunun başında, yoğun bir tuş dansı ve çatırtısının tam ortasında, duvardaki filozof resimlerinin bir metre kadar önü, bozuk bir gramafonun ve plak dolabının hemen solu ve tozlarının tarihi helenistik döneme kadar uzanan kitaplığın hemen sağında, okuma gözlüklerini –burnunun gözlüğe denk düşsün diye özel olarak tasarlanmış gibi duran çizgisine yaslayarak- takmış, büyük bir şevkle, bir şeyler yazıyordu.

kapı çaldı. sonra bir daha.

sakallarını sıvazladı, kilitleri çekti.

“tahsin bey, çöpü alabilir miyim?”

“…”

“ekmek ister misiniz?”

her günkü ritüeli yerine getirmek adına, sırtını döndü, mutfağa doğru ilerledi. kapı aralığından görünen fincanlar şeklini değiştirmemiş, aksice sayıca çoğalmışlardı.

haydar, çöp poşetini alıp, önünde sürüklediği ince uzun çöp arabasıyla asansöre bindiğinde, kapı çoktan suratına kapanmıştı.

sakinler apartmanı, şehrin bilindik ve nezih caddelerinden birinin üzerinde, üniversite kampüsüne birkaç dakika, en yakın alışveriş merkezine beş yüz metre ötede, yaklaşık otuz yaşında bir binaydı.

ismi manidardır belki, zira, apartmana yeni taşınan üç üniversite öğrencisinin dışında, emekli birkaç memur, öğretmen, ağır ceza hakimi ve profesörlerden başka kimse yoktu.

“tahsin bey, çöpü alabilir miyim?”

“…”

“ekmek ister misiniz?”

sesi titriyordu.

“ne yapıyorsun evladım burada? hem, çöp saati de değil.”

tahsin bey elinde cilalı ayakkabılarıyla kalakalmış, boynunda fuları ve paltosuyla kapıdan çıkarken, üzerine yığılan haydar’ı kucağında buldu.

“evladım, ayıp değil mi? kapıyı mı dinliyorsun?”

“efendim ben değil.”

“kim öyleyse?”

“freud.”

“oğlum, hasta mısın sen?”

“geleneksel psikoanalitik görüş, genelde davranışların temelinin büyük ölçüde bireyin içindeki bilinçdışı güçler tarafından başlatıldığını savunurlar. bu düşüncenin en önemli savunucusu freud’dur beyim.”

“evladım tamam, çekil uçağı kaçıracağım. / bana bir taksi çağır.”

“vallahi beyim ben değil, bilinçdışı güçler dinledi. / zaten anam da oldu olası cinlere inanır.”

“oğlum tamam çekil. ayakkabılarıma basıyorsun.”

“freud’a göre, bilinçdışı güçler, çocukluk yaşantıları yoluyla bilinçlenmekte ve bugünkü davranışlarımızı harekete geçirmede, yönetmede çok önemli rol üstlenmektedir beyim.”

“tamam evladım yettin, çekil.”

“affet beyim, zaten bişey duymadım, sadece müzik.”

“iyi hatırlattın kapatayım.”

“opus altmış bir, değil mi beyim?”

kapıyı kilitlerken, paltosunun yakasından sarkan fularını düzeltti.

“çöpü al, üç günde bir çiçekleri sula.”

“ekmek lazım mı?”

“…”

arkasından seslendiğinde, merdivendeki ayak tıkırtıları, bir eserin bitişi gibi kayboldu.

haydar, çöp poşetinin arasındaki bir tomar kağıdı her günkü gibi çekip çıkardı. ilk sayfayı okudu.

“modern psikoanalitik görüş, davranışlarımızı sadece bilinç dışı süreçlere bağlamaz. egonun fonksiyonları ve bireylerin sosyal etkileşimlerinin de kişilik üzerinde önemli etkiye sahip olduğunu savunur.”

bekledi, bakındı, son kelimeyi ekledi:

“hıyar.”

mütemadiyen kolundaki sepeti düzeltiyor, hırkasının kısalmış kollarını çekiştiriyordu.

çayından bir yudum aldı. höpürdetti.

“gel, gel, gel, gel, gel, hoop!”

“ne oldu haydar?”

“abe, çöp.”