.

sürekli kendine özgü bir havası olmuştur bu bakışının yarattığı yüksek perde. ne zaman şehirde gece olsa bana cesaret verir o gözler. hakimiyetini kurduğu noktalardan bakmayı sever. ne zaman bana oradan baksa hayatım buna bağlıymış gibi gözlerimi alamam. evet, bazen kelimelerle atağa kalkışırım ama her şey çok hızlı gelişir ve sonlanır. her defasında kelimelerim tükenir. soluklanıp bir sigara yakmaya benzeyen suskunluklarım sere serpe ezilir yine.

neyin daha öce gelmesi gerektiğini hiçbir zaman önemsememişimdir. oysaki suçüstü yakalanan biri kadar gerekçelere sahibim. bunların arasından kötü bir şeyler yaklaştığını da asla anlamam. sadece olmasını beklerim. sonra olmasını izlerim. daha sonra olanı göğüslerim. en sonunda olmuşu sindirmeye başlarım. her şey çok hızlı gelişir ve asla son bulmaz. susmak bir gerekçe olabilir mi? susmayın öyleyse.

bu şehirdeki bütün günahların temsilcisi benim tanıklığımdır. bu şehirdeki bütün günahların özgürlüğü benim suskunluğumdur. hiç bu kadar güzel işleyen bir şey duyulmuş mu? ben de duymadım. taşralı duyguları şehirli hazlara emanet ettim. yaşam fışkırıyor ön saflar ve orada sadece ben varım. kimseleri duymuyorum çünkü ben doymuyorum. erkekliğin gerekliliklerini sıralayan bir liste hazırlanıyor. kötü bir şeyler daha yaklaşıyor.
yine mi? evet, acele eder ve gideriz buradan. bakışlarıyla alır çeker beni.

hayır, lütfen! günahlar gözyaşlarıyla temizlenmez.

günah, gözyaşlarıyla kutsanır.

deneyin, neyin daha önce geldiğini siz de önemsemeyin.

.

-affedilmek için günah işlenmeli-

egonuz efendim. tokatlayacaktık da.

durma sırala kelimeleri. bu düş zenginliğidir. tabi ki değil. çünkü fakirlik genetik bir şeydir. ve belirgin olmayan kalıplarla ele veriyor. sırıtkan üstelik.

esinlenmek ise öğrenilen bir şey. her şey zamana bağımlı burada.

üretmek veya keşfetmek ise bambaşka bir şeydir.
hepsi gereksiz. hem neden bu gereksiz şeyler konuşulur ki anlayan varsa sussun. toz zerresi kadar gereksiz ama bir o kadarda gerçek bir şey.

imdi! sonra olmaz. bu kez tezahürü imgelerle süslenmemiş hiç bir söylediğimin (süslü oldu di mi). süslü olur tabi, tez bel altı vurula. sırası henüz gelmemişken; ağdalı cümleler derken oradaki ağda beni irrite etmiştir hep. süslü lan işte süslü! hem ne oluyo, lan falan? karizmamı ezdirtmem mk -araç gereç belirsizliği-

imdi! şaka lan şaka, şimdi o şimdi. bir zamansızlık biçimi diyelim şimdiye. tozlarını kar küreğiyle kürediğim ve içi türlü boşluklarla dolmuş o raflardır zaman.

-aslında hiçbir zaman sessizlik uzun sürmez-

ömrümün rafları, düşlerimin üzerini kaplayan zaman taneciklerini kristalleştiren o raflar.

dilimi değdirdiğim duvarların arasında; dokunduğum boşlukların ortasında; duyduğum renklerin yanı başında; gördüğüm papatya esansının gösterdiği yönde. bak orada işte. evet tam da orada. esinin bittiği yerde. bulamadın değil mi? bakma öyle, sana da diyorum.

nedenleri bırak, nasıllarını yaşadığın gibi dök.
boşluğa elbette.
seni var eden o sonsuza.

son, ilkten önce varsa ki mukaddes sayılan şeyler bunu öngörüyorsa, son kendi başlangıcını yaratmak mecburiyetinde. hayatta bunu deneyimlemek kolay demiyorum. kimse diyemez zaten. diyenin aklına şaşarım ben. bu yüzden sonda söz etmem gereken şeylerin bir çoğu düzensiz bir şekilde ilk başa yerleşir.

ama hayır illaki düzen nizam isteniyorsa ki bence çok sıkıcı, düzen sağlanır. ama fakirlik başlar üstelik matematiksel bir netliği varmış gibi akıyorken mısralar.
size bir sır vereyim, palavra bunların hepsi -alet edevat belirsizliği-

hiç bir şey göründüğü gibi değil dediğin an her şey göründüğü gibi olmaya başlıyor. lanet olsun.

sadelik güzelliktir.
ne korkunç yalanlar bunlar! ne büyük yanılgılar böyle! tanrım! sesimi kesmeliyim. kim nereye giderse gitsin ben bu kabusta kalacağım. düşler öreceğim. kış kapıda. ruhum üşüyebilir.

soğuksunuz siz de en az benim kadar -araç amaç belirsizliği-