.

içinden çocukluk yaralarının geçtiği birkaç otobüs durağı tanıyorum.
bir ilkokul arkadaşım vardı; devran.
öylesi güzel, öylesi beyaz küçücük bir kız hatırlıyorum.
hani ilk aşkımdı diyemem, ama güzeldi. çok güzeldi…
sanki böyle birden devleşip onun gözlerindeki çocuksu güzelliği bağrıma sığdırmaya azmedecek kadar güzel… böyle gözleri bal rengi ama mavi; deniz gibi, kocaman…
saklambaç oynamazdık biz devran’la… zira onunla ancak rimbaud konuşulurdu, belki biraz da promethe… öylesine anlamlı, öylesine tutuk… o, zincire vurulmuşları bir göz darbesiyle öylece yere indirebilirdi… öylesine güçlü, öylesi mitolojik…
biz devran’la hiç saklambaç oynamadık; gözlerini diyorum, kapattıramazdık ki onun…
aynı mahallede, silgi kokulu çantalarımızı sırtlayıp, yürüyorduk okuldan yüz metre ötedeki evlerinin önüne kadar… karanlıktı en son hatırladığım, seçemiyordum belki ama, yakamoz düşüyordu kaldırıma işte oraya, öylece; yemin ederim…
“tanrım, annem bu akşam beni okuldan almaya lütfen gelmesin…” dedirten öylesi zamanlar işte…
sonra bir gün, sıcak bir yaz tatilinde komşu çocuklarıyla oynarken, balkondan annem bağırdı:
“ilke arıyor!” koştum, merdivenleri ufacık boyumla üçer beşer…
sustum sonra, sade sustum…
hiç siz ilk kez bir arkadaşınızın ölüm haberini aldınız mı?
ya gözlerini kapattıramadığınız küçücük bir kızın, çocukluk arkadaşınız olmasını yedirdiniz mi kendinize?
devran, annesi, babası ve hiç görmediğim, o gün daha küçücük bir bebek olan kardeşi; tatile gittikleri bir yerlerden dönerken, öğretmen babasının -senelerce kapılarının önünde gördüğümde, “işte buradalar!” dediğim bordo renkli- doğan l’si ile takla atmışlar…
sonra hep duyduk… bir kardeşi vardı… yani sadece artık, bir kardeşi vardı…
on beş yıldır, her konuşmamızda gözlerimiz dolar ilke’yle benim… sonra gözlerimizden utanırız… o bizim, piaf’ımız, kaldırım serçe’mizdi işte…
eğer o sokaktan bir daha geçme cesaretini gösterebilseydik; belki kardeşini bulur, en azından muhtemelen devran’ınkine benzeyen gözlerinde, yarım kalmış bir çocukluğu bulurduk yine…
belki o zaman, eski sevgilimin birinde bıraktığım yıllığın sayfasına daha sıkı sarılabilirdim, tozlu kitap raflarıma saklayabilirdim işte…
ilke’yle ben, o sokaktan bir daha geçebilme cesaretini gösterebilseydik eğer, yaşadığımızdan bu denli utanmazdık işte…