.

bunu pek yapmıyoruz, yapasımız da kalmamış.
bazen oturduğumuz meyhanede, karşımızdakini siktir edip başladığımız telefon konuşmamızın sonunda söylüyoruz: "kaldığımız yerden..."
yalnız orada hicap var: sen benimle birlikte heiddigger'ın anasına bacısına sövdün sonra telefon eden dostunla misal gelecek güzel günlerden konuştun. nasıl olacak kaldığımız yerden?

bir de o var tabii... bir de hep var, o var ve tabii..

pantha rei!

masanın bir kenarında, binlerce kağıt, kira kontratı, prezervatifler ve sigara artıkları arasında, benerci'nin çıktısı duruyor. o diyor:
"bakıyor akar suya
düşünüyor heraklit'i,
düşünüyor büyük hakîm heraklit'i genç adam...
kim bilir belki böyle bir akşam,
böyle bir akşam,
heraklit alnını
yeşil gözlü zeytinliklerde akan
suya eğdi
ve dedi:
«— her şey değişip akmada,
bu hâl beni hayran bırakmada..»

heraklit, heraklit; ne akıştır bu!.
ne akıştır ki bu, dalgalarında
dağlıdır alnı en mukaddes putun
kızgın demir damgasıyla sukutun.
gebedir her sukut bir yükselişe.
ne mümkün karşı koymak
bu köpürmüş gelişe..
heraklit, heraklit!.
akar suya kabil mi vurmak kilit?

şehir
uzakta.
genç adam
ayakta.
akıyor şehirden geçen nehir
genç adamın ayakları dibinden.
genç adam
kibritini çıkarıyor cebinden
yakıyor piposunu."

kaldığımız yerden devam edemeyiz. kaldığımız bir yer yok. ben burada kalmışken rain yol almış, bgbid göbek salmış, kaldığımız bir yer yok, kalmayacağız bir yerde.
elim geçerken uğradık, diyelim buraya ait olanı yerine koyduk.

şiirin aslı, benerci işin sonun kaldığı yerden devam eder, ama o kalınan yerde benerci artık, o benerci değildir.

benim döndüğüm yerde kaldığımı, kaldığım halde görmediğimi bilin.

ve araya askerlik girdi, çok sıkıcı anılarım var, kendinizi kollayın.

kaldığımız yerden devam, yina laneth, yine kimse yazmaz, yazılan okunmaz. hadi bakalım.