.

ben, liberal kelimesini duyunca sinir krizi geçiren solculardan değilimdir. “liboş” da küfür literatürümde bulunmaz. evet, liberallerin sınıfsal meşreplerinden haberim var. demokratlıklarının sınırları olduğunu da biliyorum. mesela yarın işçi hareketi yükselse, liberal demokratların hepsinin “bizi kurtar” diye bugün pek kaka buldukları ordunun eteğine yapışacağından eminim.ama, özellikle türkiye gibi demokrasi kültürünün gelişmediği toplumlarda tutarlı liberal demokratların oynadığı olumlu rolü de görmezden gelemem. taraf gazetesi mesela, kapitalistin önde gidenidir. bu yönüyle benim sınıf düşmanımdır. savunuculuğunu yaptıkları sömürü düzeninin hayatını söndürdüğü her işçinin kanı onların da eline bulaşmıştır. taraf’a tavrım bu kadar net. ama kemalist bürokrasi’nin geriletilmesinde ve ülkenin olağan bir burjuva demokrasisine doğru yol almasında oynadıkları rolü küçümseyecek de değilim.

öyle her ağzı olduğu için konuşmayı kendine hak görene de demokrat demem. güneş doğudan doğar ve bunu herkes bilir. bir yazar, sürekli güneşin doğudan doğduğu ile ilgili yazılar yazsa, topluma bu gerçeği anlatmaya çalışsa, o yazar demokrat olur mu? demokratlık zaten herkesin kabul ettiğini yazmanın rahatlığına sığınmak mıdır? yoksa herkesin güneşin batıdan doğduğunu sandığı anda güneşin doğudan doğduğunu farkedip “deli, hain, terörist” damgası yemek pahasına doğruyu söylemek mi? mesel engin ardıç... geçmişini bilmem. döneğin tekiymiş diye duydum. ben yeni yeni okuyorum. ben, bu adamın toplumun en az % 75’i tarafından kabul edilmemiş bir düşünceyi savunduğunu hiç görmedim. zaten bildiğimiz şeyleri bize tekrar tekrar anlatarak hayatını kazanan bir adam. (sırf önüne gelene bayağı hakaretler savurma konusundaki midesizliği sayesinde bu kadar ünlü. yoksa iddia ediyorum, eğer kimseye hakaret etmeden yazsa türkiye’nin en sıkıcı yazarı olur. öyle ki, laneth’e başvursa yazarlık için still kapıyı yüzüne kapatır.)

her dönemin demokratlık konusunda kendine özgü bir turnosol kağıdı vardır. her on yılın kendini demokrat sayanının almak zorunda olduğu en az bir doğru tavırı bulunur. beş sene önceye kadar demokratlığın kıstası kemalizmle hesaplaşmaktı. kemalistlerin tüm devlet mekanizmasına hakim oldukları, kemalist ideolojinin toplum üzerinde hegemonya kurduğu dönemde kemalizme eleştirel tavır almadan tutarlı demokrat olunamazdı. günümüzde artık pek önemi almadı. kemalizmin ipliği pazara çıktıktan, süngüsü düştükten sonra hala kemalizme vurup kahraman pozları vermek,kemal sunal filmlerindeki başka kabadayıların leşlerinin üzerine konup üne kavuşan sahte kabadayıları getiriyor aklıma.

dediğim gibi, kemalizm’ karşı alınacak tavır bir imtihan olmaktan çıktı. günümüz “demokratları” kürt sorunu ile imtihan oluyorlar artık. ulusal sorun, emek sermaye çelişkisini şimdilik bir yana bırakırsak günümüz türkiye’sinin en önemli çelişkisi. devlet kürtlerin halk olmaktan kaynaklanan haklarını gaspetmiş durumda. kürtlerin kendilerine verilecek üç beş hak kırıntısı ile yetinmelerini, geri kalan haklarından ise feragat etmelerini istiyor. kürt halkı ise hakları içi akla gelebilecek her yöntemle mücadele ediyor. (bazen sivilleri hedef alan terör eylemlerine kadar götürülüyor iş. sivilleri hedef alan terör eylemlerini tasvip etmediğimi daha önce zaten söylemiştim. o konuyu tekrar etmeye gerek yok.)

kürt sorunu, günümüzde türk kamuoyunu ikiye bölecek kadar gündeme hakim olmuş durumda. bir tarafta kendi devletinin suçlarına ortak olmak istemeyen, mücadelede kürt halkının yanında saf tutanlar; diğer yanda ise faşistler, yahut “terörist” damgası yemekten korkan düzen yalakaları. tabi bu bölünme malesef toplumun tam ortasından olmuyor. kürt halkının yanında saf tutanlar, şimdilik ancak toplumun kıyısından köşesinden küçük bir parça koparabiliyorlar. işte, piyasada “bana bakın ne kadar demokratım” diye dolanan bir liberal gördüğüm zaman, kürt sorunundaki bölünmenin hangi tarafında durduğuna bakıyorum. düzen yalakaları ve türk şovenistleri ile mi saf tutmuş, yoksa kürt halkı ile birlikte mi diye. çünkü bugün sebepleri, sonuçları ve çözümü bu kadar kör gözüm parmağıma olan bir sorunda doğru tutum almaya cesareti olmayan kişinin yarın başka bir konuda da tutarlı bir demokrat tavır sergilemesini bekleyemezsiniz.