.

bilim adamları sadece kendilerinin bildiği konularda oldukça küstah olabiliyorlar anna. dediklerine göre, rüyalar olmasaydı beynimiz aşırı yüklemeden bozulabilir, elden çıkabilirmiş. rüya sistemi, beynimizin bir sigortasıymış adeta. rüyalar olmasaymış, konuşmayı bile unutabilirmişiz.

bunlar rüya görebilenler için geçerli elbette.

sevgili anna, bundan yıllar yıllar önce nazım lehistan’dan bir mektup yazmıştı sevdiğine, hikmet. nerede özgürlük için bir savaş olacak da ön saflarında bir polonyalı olmayacak diyordu. 77 milletin kanı karışıp ispanyol kanına, ispanyol toprağına akıyordu. tüm bu özellikleri de göz önüne alarak, polonya’ya gittiğimde belki yeniden izlerim diye bir ken loach filmi de almıştım yanıma, hani en sevdiğimizden, isim verip birbirimize aptal muamelesi yapmayalım.

polonya’da anna, millet diskoda shakira şarkılarıyla beraber dans etmekle meşgul. “komünizm yıkılıp, normal düzene geçtiğimiz vakit” diyordu polonyalı adam. işte buradaki “normal” kelimesi çok önemli anna. psikologlar ve psikiatristler ve diğer tüm psikopatlar heteroseksüelliğin bile doğal değil, öğrenilen bir şey olduğunu tartışadursun; bize kapitalizmin normal bir şey olduğu öğretilmiş anna. fazla rüyaya ne hacet?

polonya’da anna, iki günde tanıştığım kız sayısı neredeyse burada iki senede tanıştığım kız sayısıyla aynı. neredeyse derken, polonya’da tanıştığım kız sayısı biraz daha fazla. neden bilmiyorum ama sanırım ülkeye girişte kabuğunu alıyorlar. beni bilirsin anna, belki de herkesten çok, hiçbir zaman her hangi bir şekilde kız sayısı tutmadım aklımın bir köşesinde. yani, aşırı centilmenlikten erittiğim kızların sayısını devlet hastaneleri tutuyor olabilir ama ben tutmuyorum. sözün kısacası anna, polonya’da biraz şanslıydım. daha fazla bir şey konuşmak istemiyorum. kızlarla bu tip şeyler konuşmaktan nefret ederim, bilirsin.

bazen anna, bir rüya görürsün. genelde sevdiğin kişiyi içerir bu rüyalar. işte öpüşürsün onunla, koklaşırsın filan. çok özlemişsen bunlar olur mesela. işte, diğer insanlar rüyalarında sevdiği insanla öpüşürken anna, ben sevdiğim kızla barışıyorum. uyandığımda yanımda polonyalı bir kız olsa bile anna; bu beni öldürüyor. bu tip hayal kırıklığını hangi acıyla kıyaslayabilirsin bilmiyorum. hiçbir şey olmamış gibi sarılıyorum anna, ve diyorum ki gerçekten etrafa bir yerlerde bir tanrı olabilir. şu yarattığı içten sevgiye bakın hele bir. bunu evrimle açıklayamazsın. ortaokulda matematik kitabımı kaybetmiştim. çok da pahalı bir şeydi. babama söylesem, yenisini alacak parası vardı elbette. ama söylemedim anna çünkü bulacağımdan emindim. neredeyse her gece rüyamda kitabımı buluyordum. servisin rafına elimi uzattığımda elime geliyordu hemen. buzdolabına koymuştu hınzırın biri. eski çantamda kalıvermiş, işe bak !!

o kitabı bulamadım anna. bu beni öldürüyor.

kalplerimizle,
we

wroclaw, polonya. 17.10.2011

not: her şey de beni öldürmüyor anna. enseyi karartmamak lazım. dediğim gibi lehistan ovasında şansım iyiydi mesela. biraz shakira şarkılarıyla dans etmem gerekti sadece. hayatın suratına dikkatli bakacak olursan güzel şeyler görebiliyorsun.