.

“merdivenlerde çarpışıp, kitaplarını düşüren iki andavallının yoluna devam etmesi gibidir aslında hayat.

o senin dediğin, anca filmlerde olur…”

güneş kremi sürüyordu avuçlarına günlerdir. hani kalbine sürse o kadar olur. kapkara olsun diye elleri… kapkara olsun diye, kara ve derin… tren rayları birbirine çarpışıyor, gürültüsü işçi bloklarının betonlarından yansıyordu.

- ne zaman geldin?

adam elindeki buruşuk kağıtları kapı eşiğine bıraktı. kazınmış, çıkmaya yüz tutmuş saçları, kafa derisinin parıltısını, cızırdayan merdiven boşluğu ampüllerine rağmen gizleyemiyordu.

- hep buradaydım. ya sen?

dişlerini gıcırdatıp elindeki çöp torbasını kapıya bıraktı. merdivenlerden aşağı tozlu demirlere bir bakış attı.

- aslında hiç dışarı çıkasım yoktu, bir anda aradılar ben de çıktım. belki iyi gelir.

- öyle biri bir anda bişey söyleyince insan inanıyo değil mi?

- neye? dışarı çıkmaya mı?

- iyi olmaya.

- iyi olmaya inanılır mı?

- bir an’a denk gelirse inanılır.

- hiç çıkasım yok dışarı.

- benim de.

- bir anda oldu.

- bence de.

- belki gelirim sonra.

- iyi.

midesinin kramplarına aldırmaksızın koridoru yeniden yürüdü. valizini eline aldı. bir kapalı spor salonu kalabalığında, yere yatırılmış adamlar gibi ayakkabılarını aradı.

- televizyonunu yeni açanlar için söylüyorum sayın seyirciler, düşler çok uzakta.

kadın kapıyı çekiştirdi. kolundan tutup sonuna kadar açtı. oysa metal yerine kendi kolunu tutmasını tercih ederdi.

adam koridoru boylu boyunca yürüdü. kapının karşısında kalan kitaplığa gözucunu iliştirdi.

- hâla poe okumuyorsun biliyorum, hâla okumuyorsun.

başını önüne eğip, “bir daha gelme…” dercesine sustu. kaküllerini hızlı hareketlerle düzeltti.

adam, ayakkabılarını yeniden ayağına geçirirken televizyonun hışırtısı apartman boşluğuna doluştu. kapıdaki güneş kremi lekesini gömleğinin dirseğiyle sildi. kağıtları aldı.

ertesi gün, şehrin en bilindik yerel kanalının canlı yayınında, haberler jeneriğinin hemen ardından, dirseğindeki güneş kremi lekesini yaka mikrofonuyla kazımaya çalışıyordu. kameraya baktı, elindeki kağıtları arkaya doğru fırlattı, kırmızı ışık yanınca konuştu.

- hadi düşlerimi istismar et biraz.