.

balık hafızalı bir toplum olduğumuzu bilirdim de bu kadarını beklemezdim. son günlerde türkiye kamuoyunun mısır'a duyduğu ilgi ve daha da çok bu ilgiyi duyuş şekli böyle düşündürttü bana. sanki 3 temmuz 2013 tarihinden önce mısır'da herşey güllük gülistanlıkmış, oturmuş işleyen bir demokrasi varmış da herşey ordunun meşru hükümeti devirmesiyle başlamış gibi; sanki mısır'da iki yılı aşkın süredir bir devrim süreci yaşanmıyormuş gibi yorumlanıyor bu ülkede yaşananlar. bu düşünce tarzı da tüm ulusal basını birer komedi proramına çeviriyor.

o zaman bu ülkeyle ilgili unutulan bir kaç noktaya değinelim:

öncelikle mısır'da müslüman kardeşler iktidara seçimle değil devrimle geldi. burası önemli. müslüman kardeşler, mübarek rejimine karşı başlayan kitle ayaklanmasının taleplerini benimsediğini iddia ettiği, bu isyana -zafer kesinleştikten sonra da olsa- aktif şekilde katılan en güçlü örgütlü hareket olduğu için kitlelerin önderliğini kazanabildi. adını doğrudan koyalım: müslüman kardeşler bir devrim hükümetiydi.

devrim hükümetleri için çok basit bir gerçek vardır; devrimin taleplerini savunup devrimi ileri götürdükleri sürece kitleler nezdindeki önderliklerini koruyabilirler. bu taleplere sırt çevirdikleri anda ise kendilerini iktidara taşıyan kitlenin sırtında bir kambura dönüşürler. devrimin yeni düşmanları haline gelirler. halk, devrimi ileriye taşıyabilmek için eski önderliğine karşı mücadeleye başlar.

mısır'da olan da buydu. müslüman kardeşler bir yıllık iktidar deneyimi sürecinde bırakın devrimin ekmek, özgürlük gibi taleplerini gerçekleştirmek için mücadele etmeyi, otoriter bir yapı inşa etmeye girişerek devrimin kazanılmış taleplerine bile açıkca saldırmaya başladı. bu da daha önce mübarek'in ve yüksek askeri konseyin başını yiyen mısır devriminin üçüncü dalgasını başlattı. mursi'nin istifasını talep eden dilekçeyi yirmi milyon kişi imzaladı (mursiye oy verenlerden çok daha fazla kişi demek bu). sokaklara fransa 68'i, hatta ekim 1917'yi bile aşarak on milyonlarca insan döküldü (tarihin en büyük kitle isyanı ünvanı şimdilik mursi'ye karşı ayaklanan milyonların). bu milyonların dilinde bir tek cümle vardı :"mursi devrime ihanet etti." mursi hükümeti eğer darbe olmasaydı bile bu kitle hareketi tarafından ezilmek üzereydi. bu açıdan bakarsak eğer, askeri darbe müslüman kardeşler için iyi bile oldu diyebiliriz. darbe, müslüman kardeşleri bir halk isyanıyla devrilerek tarihin çöplüğünde mübarek ile aynı kovaya tıkılmaktan kurtarmış oldu.

işte benim türkiye toplumuna balık hafızalı dememin sebebi de yukarıdaki paragraf. yukarıdaki gerçekleri görmezden gelerek mısır'ı yorumlamaya çalışmak sizi ya islamcı bir fanatizme, ya da kısır bir demokratizme götürür.

mısır'ı yorumlarken aklımızdan çıkarmamamız gereken en önemli şey, mısır devrimine ihanet eden mursi hükümetinin darbeden çok önce tüm meşruiyetini kaybetmiş olduğudur. hatta tam tersine kendisine destek veren kitleden çok daha büyük bir kitleyi karşısına alarak iç savaşı bile ihtimaller arasına soktuğu için tıpkı hüsnü mübarek hükümeti gibi, tıpkı kaddafi hükümeti gibi halk düşmanı pozisyonuna düştüğüdür. biraz iddialı olacak ama, bugün mısır'da yaşananların en büyük suçlusu kendisine karşı gerçekleşen muazzam kitle hareketine rağmen istifa etmeyerek devrimin önünü tıkamaya devam eden mursi hükümetidir. o yüzden müslüman kardeşleri mısırın başına tekrar geçirme üzürüne kurulu analizleri bir tarafa bırakalım. mk için o tren kaçtı. geçmiş ola.

pek tüm bu yazdıklarımdan mısır'daki askeri darbeyi ve bu darbenin yaptıklarını desteklediğim sonucu mu çıkar? kesinlikle hayır!

mısır'daki darbeyi ilk duyduğumda sakinliğimi koruyamayıp şöyle demiştim: "or.....pu çocukları, halkın devrimini çaldılar." mısır'daki egemen burjuva güçlerden birisi olan ordu, halk tarafından kazanılan zaferi el çabukluğuyla cebine indirdi. mk ile isyan hareketi arasındaki mücadeleden doğan iktidar boşluğundan faydalanarak iktidara el koydu. mübarek'in, mursi hükümetinin iktidarları nasıl gayri meşru idiyse ordunun bugünkü mevcut iktidarı da aynı şekilde gayri meşrudur. darbeye karşı tavrım bu kadar net! üstelik yukarıda da bahsettiğim gibi darbe mk'nın mazlum ayağına yatarak mısır siyasetinin aktif bir aktörü olarak varlığını sürdürmesini sağladı.

mısır halkı bugün büyük bir kafa karışıklığı yaşıyor. bir yandan mk'ya duyduğu öfke ve mk'nın iktidarı bu kadar büyük bir hırsla geri istemesi onun ordunun arkasında sıraya dizilmesine yol açıyor. darbeye meşruiyet kaynağı sağlıyor. diğer yandan ise mısır devriminin taleplerini askeri ağırlıklı bir rejimin gerçekleştiremeyeceği ortada duruyor.

mısır'daki siyasi durumun geleceği hakkında fikir yürütmek kahinlik olur şu noktada. gelecek hakkında tahmin yürütmek için hesaba katmamız gereken pek çok faktör var: uluslararası atmosfer, mk'nin mücadeleyi nereye kadar sürdüreceği, ordunun sahip olduğu kitle desteğini ne kadar koruyabileceği, devrim hareketinin nasıl bir politika yürüteceği... fakat şimdilik şunu kesin olarak söyleyebiliriz; eğer mısır halkı bir kaç yıldır yürüttüğü destansı mücadeleyi ileri taşımak istiyorsa kurtuluşu askeri bürokrasinin önderliğinde de, kredisini çoktan tüketmiş müslüman kardeşler'de de arayamaz. mısır halkının kurtuluşu kendi öz gücündedir, iki yılı aşkın zamandır yürüttüğü devrimci mücadelesindedir. mübarek'i ve mursi'yi tarihe gömen isyan süreci bu sefer de devrim hırsızı abdülfettah el sisi liderliğindeki askeri rejimi hedef tahtasına koyarak yoluna devam etmelidir. (tabi mk'ya kinci br şans verme hatasına düşmeden)