.

yetmişlerdeki kara murat filmlerini severim ben. çok az film sinemamıza onlar kadar hizmet etmiştir. dalga geçmiyorum. cüneyt arkın’ın baş rolde oynadığı tarih temalı filmlerin değerini bilmiyoruz biz. faşistler, son otuz yıldır faşizan tarihi filmler çekip kültürel yaşamımıza tecavüze yeltenemedilerse eğer, bunu kara murat’a, battal gazi’ye, malkoçoğlu’na borçluyuz. bu filmler o kadar kalitesiz, o kadar ciddiyetsiz, o kadar saçmaydı ki kamuoyunda “türkler tarih filmi çekemez ” gibi bir önyargı oluştu. bu ön yargı sayesindedir ki otuz yıldan fazla zamandır tarihi konulara bulaşamıyor faşistlerimiz.

(tarkan’ın yeri ayrı. tarkan’ı kara murat’la bir tutmayın, kızarım. şimdi tv’de çıksın, çocuk gibi oturur izlerim tarkan’ı.)

biliyorum, her egemen sınıf meşruiyetini üzerine kurduğu ideolojiye göre yorumlar tarihi. bu açıdan bakıldığında tarafsız tarih diye bir şey yoktur. hatta tarafsız bilim bile yoktur. (eğer üçgenin iç açıları toplamının 180 derece olması sömürü düzenini tehdit eden bir bilgi olsaydı geometri işçi sınıfına yasaklanırdı ) o yüzden, benim de çekilen bir tarihi filmin milliyetçi özünden şikayetçi olmam anlamsız. burjuvazinin tarih algısıyla benimki elbet farklı olacak. burjuvaziden ve onun hizmetkarları faşistlerden kendi sınıfsal çıkarlarına ihanet etmelerini isteyemem. ama olay o kadar basit değil. çünkü bizim toplumumuzun tarih algısı burjuva demokratik anlamda bile tutarlı değil. biz, 29 ekimlerde kanuni’ye, fatih’e methiyeler düzen bir milletiz. yeryüzünde ülkenin monarşiden kurtulduğu günü eski monarklara methiyeler düzerek kutlayan kaç ülke vardır merak ediyorum. bu ülkede islamcılar, demokrasi mücahidi olduğunu iddia ettikleri adnan menderes ile gerçek demokrasi mücahitlerine kan kusturmuş bir despot olan 2. abdülhamit’i aynı anda sahiplenebiliyorlar ve bunda hiçbir çelişki görmüyorlar mesela. ya da kemalistler türk kurtuluş savaşının ezilen milletlere bağımsızlık yolunda feyz verdiğini gerine gerine anlatırken, mücadelesi en az türk kurtuluş savaşı kadar meşru olan yanı başlarındaki kürt hareketine ağız dolusu küfür savurabiliyorlar. eh, tarih algısının böylesine tutarsız, böylesine çarpık olduğu bu topraklarda sinemanın tarihe bulaşmasından korkmam pek de yersiz bir korku olmasa gerek.

ben, yukarıda sözünü ettiğim korkuyu uzun süre yüreğimde taşıdım. ne zaman birileri türkiye’de tarihi film çekilmediğinden yakınsa, yetmişleri hatırlatıp “çekmeyelim daha iyi” dedim. ben biliyordum çünkü başıma geleceği.

muhteşem yüzyıl adlı tv dizisinin fragmanını ilk gördüğüm günü hatırlıyorum. “hasiktir” demiştim, “kurtlar vadisinin 1500’lerde geçenini çekecekler”. sonradan bülent arınç diziye müdahale edince “düşünce özgürlüğünü savunma” güdüsüyle diziden yana tavır aldım. çünkü bülent arınç’ın diziye müdahalesi hiçbir şekilde kabul edilemezdi. sonuçta dizi, ne kadar yavşakça da olsa tarihe bir yorum getiriyordu. ne kadar değersiz de olsa, bir düşünce ileri sürüyordu. eğer dizinin tarih yorumuna katılmıyorsanız, çıkıp “dizi şu şu şu konularda yanlış” diyebilirdiniz. kamuoyu da hem sizin, hem dizinin iddialarını değerlendiir, hür iradesi ile kararını verirdi. iktidarın dizinin önermesine katılmadığı için diziye müdahale etmesinin kabul edilebilir bir tarafı yoktu. bugün, kanuni’yi içki içerken gösterdiği gerekçesi ile bir diziye müdahale eden zihniyetin yarın kendi tarih algısına uymadığı için piyasadan tarih kitabı toplatmayacağını garanti edemezsiniz. “birisi kitap birisi dizi, ikisini aynı kategoride değerlendiremezsin” diyenlere de katılmıyorum.son tahlilde ikisi de düşünceyi kitlelere yaymaya yarayan araçlar.
diziyi bülent arınç’a ve zihindaşlarına karşı savunmuş olmam diziyi ilk duyduğumda ortaya attığım “kurtlar vadisinin 1500’lerde geçenini çekecekler” kehanetinden vazgeçmem anlamına gelmedi tabi. ben, dizinin senaristlerinin düşünce özgürlüğünü savunmuştum, düşüncelerini değil. şimdi arada bakıyorum diziye, izleyenlere soruyorum, hakkında yazılanları okuyorum, ve görüyorum ki haklı çıkmışım. kurtlar vadisinin 1500’lerde geçenini çekmişler. bunda kurtlar vadisinden farklı olarak, dünya gizli servislerine karşı türk milletini kahramanca savunan polat alemdar’ın yerine, kafir ordularıyla savaşıp türk bayrağını daha da ötelere götüren kanuni var. arada da çerez niyetine aşk meşk. yine tüm dünya halkları bilmem ne çocuğunun önde gideni, bir tek bizim anamız namuslu. biz, başka bir yeri işgal ediyorsak ya da başka bir ülkenin iç işlerine karışıyorsak bunu adalet için yapıyoruzdur, ama başka ülkeler yapıyorsa muhakkak bizim toprağımızda/özgürlüğümüzde gözleri vardır şerefsizlerin. kanuni/polat yine tüm dünyaya diz çöktürür, ama bir kadına söz geçiremez. vb. vb. vb.

dizinin hakkını yemeyelim. osmanlının başka halkların ülkelerini işgal etmesi yüceltilmiyor. ama eleştirel bir tutum da alınmıyor. daha çok, “o zaman herkes öyle yapıyordu” bahanesinin arkasına saklanılıyor. böylece işgaller yüceltilmese bile meşrulaştırılıyor. üstelik alttan alta “o zaman herkes bir yerleri işgal ediyordu, ama bu işi en iyi biz yapıyorduk” mesajı vererek işgalleri gururlanılacak bir şey gibi gösteriyor dizi.

osmanlı toprağa dayalı bir toplumdu. osmanlı egemen sınıfı olan bürokrasi, lüks yaşam tarzını toprak üzerindeki köylülüğün emeğini sömürerek sürdürürdü. hatta bürokrasinin hacmi düzenli olarak arttığı, toprak gelirleri ise sabit kaldığı için osmanlı bürokrasisi devletin sınırlarını sürekli genişletmek zorundaydı. yani osmanlı padişahlarının asırlarca at üstünde savaştan savaşa koşmaları ne dindarlıktan ne de vatanseverlikten kaynaklanmaktaydı. osmanlı toplumunun iktisadi yapısı osmanlı bürokratlarını mecbur kılıyordu sürekli yeni fetihler yapmaya.

bir çocuğu cinayet işlediği için suçlayamazsınız belki. ama cinayet, bir çocuk tarafından işlense bile cinayettir. “o zaman herkes bir yerleri işgal ediyordu” önermesini de bu perspektiften ele almak lazım. “o zaman herkes öyle yapıyordu” bahanesi bir yere kadar anlamlı olsa da, bir egemen sınıfın sömürü düzenini sürdürebilmek için gerçekleştirdiği işgalleri gurur duyulacak zaferler olarak gösteremezsiniz.

dizinin işgalleri meşrulaştırma kaygısını bir yere kadar anlıyorum. günümüzde tc’nin zaten kıbrıs’ın kuzeyini işgal altında tuttuğunu, orta doğuda yeni işgallere heveslendiğini, israil ile savaş ihtimalinin ciddi bir olasılık olarak her gün konuşulduğunu göz önüne alırsak, tc’nin militarist dış politikalarına meşruiyet sağlama gayesi içinde olması doğal dizinin. ama hiç olmazsa osmanlı’nın despotik yapısına bir iki eleştiri getirilmesini bekliyor insan. ne de olsa osmanlı despotik bir devlet iken tc burjuva demokratik bir rejim.
dizi yetmişlerdeki kara murat filmleri gibi kötü çekilmemiş. izlenilebilirliği var. işi gırgıra vuramıyorsun bunda. korkularımın film değil de dizi dünyasında hayat bulmuş olması ayrıca kötü. bizim millet sinemaya düşkün değildir pek. film olsaydı izleyici kitlesi sınırlı olurdu. ama içinde aşk meşk muhabbeti olan dizi olsun da çerden çöpten olsun. yalar yutarız. şimdi de yediden yetmişe ilgiyle izliyoruz kanuni denen monarkın balkan halklarını nasıl köleleştirdiğini.

dizinin senaristi, muhteşem yüzyıl’ı ünlü ingiliz kralı 8. henry’nin hayatını anlatan “tudors” adlı diziyle kıyaslıyordu. “tudors da ingiliz tarihini aşağılıyor, ingilizler diziden rahatsız oluyor mu?” diye sorarak muhteşem yüzyıl ile tudors arasında benzerlik kurmaya çalışıyordu. siz böyle bir hataya düşmeyin, vallahi çarpılırsınız. iki dizi arasındaki farkı şöyle açıklayayım: eğer ben türk faşisti olsaydım muhteşem yüzyıl’ı izlerken acayip gaza gelirdim. dört köşe olurdum zevkten. yok, eğer ingiliz faşisti olsaydım (bu ingiliz’in faşisti neye benziyor ki acep) amerikaya gider, tudors’un senaristlerini ingiliz tarihini aşağıladıkları için vurur, ingiliz ogün samast’ı olurdum. iki dizi arasındaki fark o kadar büyük.

elbette tudors’u çeken kanal da nihayetinde bir burjuva kanalı. ve bir burjuva kanalının tarih yorumunun kusursuz olmasını bekleyemezsiniz. ama adamlar hiç olmazsa burjuva anlamda tutarlı kalmışlar. kapitalizm öncesi ingiltere’nin feodal yapısına sert eleştiriler getirmişler. hikayeyi saray çevresiyle sınırlı tutmayıp o dönemki toplum yapısını tüm dini, siyasi, iktisadi çelişkileri ile birlikte gözler önüne sermişler vb. vb. vb.

(tudors’u çeken kanalın maçası muhtemelen kapitalizmin ilk dönemlerinin ingilteresindeki vahşi sömürüyü konu alan bir dizi çekmeyi yemez. ama ben adamlara tutarlı demedim zaten, burjuva anlamda tutarlı dedim.)

dizinin tam da “yeni osmanlıcılık” söyleminin alıp başını gittiği dönemde piyasaya sürülmüş olması üzerinde dursam mı bilemedim. sonuçta durum kör gözüm parmağıma. herşey ortada.

son olarak ilgili bir yazının linki eğer bakmak isterseniz:

http://www.marksisttutum.org