.

anayasalar, teorisyenlerin zihinlerinde zamandan bağımsız olarak yaratılmış ideal metinler değillerdir. yazıldıkları dönemin sınıf mücadeleleri, güç dengeleri, egemen sınıfların o anki ihtiyaçları, ezilen sınıfların o anki örgütlülük ve bilinç seviyeleri gibi pek çok faktör etkili olur anayasaların yazımında.

işte 12 eylül anayasası da burjuvazinin belli bir dönemdeki ihtiyaçlarının ürünü olarak doğdu. 12 eylül anayasasının yazıldığı dönemde yetmişlerdeki kabustan uyanılmış, işçi sınıfının iktidar yürüyüşü engellenmişti. fakat tehlike henüz geçmemişti. burjuvazinin dalacağı ilk uykuda en büyük kabusunu tekrar görme ihtimali vardı. yetmişlerin anıları hala zihinlerde tazeydi. üstelik devrimci sol da tekrar belini doğrultmak için fırsat kolluyordu. 12 eylül anayasası böyle bir atmosferde yazıldı. yazıldığı dönemin ruhuna uygun olarak da son derece baskıcı, anti demokratik, sert bir anayasa oldu.

günümüzde şartlar değişti. devrimci solun kitlelerle bağı koparıldı, devrimci sol marjinalize edildi.türkiye işçi sınıfı ise tarihinde hiç olmadığı kadar sessiz bir uykuya dalmış durumda. sistem için tehdit oluşturan radikal islam’ın ehlileştirildiği, kürt hareketinin kapitalizmle çoktan barıştığı düşünüldüğünde, ve bunlara türkiye kapitalizminin ekonomik anlamda altın çağını yaşadığı eklendiğinde,türkiye burjuvazisinin günümüzde kendisini tarihinde hiç olmadığı kadar güvende hissettiği söylenebilir.

yukarıda, her anayasanın yazıldığı dönemin güç dengelerinin kağıda yansıması olduğunu söylemiştim. bu önermeyi doğru kabul ettiğimizde, burjuvazinin kendisini tehdit altında hissettiği bir dönemde yazılmış olan anayasayı ayakları yere sağlam basmaya başladıktan sonra hala kullanmaya devam edemeyeceğini de kabul etmek zorunda kalırız.günümüzde burjuvazi, 12 eylül anayasasının baskıcı karakterine ihtiyaç duymuyor. hatta 12 eylül anayasası pek çok yönden burjuvazinin kendi eline ayağına dolanıyor. 12 eylül anayasası burjuvazinin zamanında severek giydiği, fakat günümüzde modası geşmiş bir elbise. bu elbise günümüzün güç dengelerine uymuyor. burjuvazinin yeni terfi ettiği “alt emperyalist güç” statüsünün ihtiyaçlarını da karşılamıyor. o yüzden yenisiyle değiştirilmeli. işte kürt savaşı kızışmadan önceki gündemimizin ilk sırasında yer tutan sivil anayasa tartışmalarının perde arkası bu.

kürt savaşı biraz durulduğunda, ülke “normal gündemine” döndüğünde, muhtemelen yeniden gündemimize gelecek sivil anayasa. hatta kürt savaşının bu dereceye tırmandırılmasının bile sivil anayasaya hazırlık olduğu söylenebilir. öyle ya, bu yeni anayasanın “toplumsal uzlaşıyla hazırlanacağı” iddiasının içinin doldurulabilmesi için masaya toplumun her kesiminden temsilcilerin –sembolik olarak da olsa- çağırılması lazım. kürt hareketi meşruluğunu tüm topluma böylesine kabul ettirmişken, o masada kürt hareketinin yer almayacağını düşünülemez. işte devlet, tam da sivil anayasa hazırlıkları öncesi kürt halkına savaş açarak kürtlerin masaya olabildiğince zayıf oturmalarını sağlamaya çalışıyor. zira şu anki dinamizmiyle masaya oturacak bir kürt hareketi, o masanın en önemli figürlerinden birisi olur. kısaca akp, sivil anayasa çalışmalarına ara vermiş değil. tam tersine, kuzey irak’ı bombalayan f-16’lar harıl harıl “sivil” anayasa çalışmalarına hazırlık yapıyor.
tüsiad’ıyla, müsiad’ıyla, akp’siyle, chp’siye türkiyenin tüm egemenleri, hatta kürt hareketi bile, türkiye’nin yeni bir anayasaya ihtiyacı olduğu konusunda hemfikir. ortada böylesine bir mutabakat varken sivil anayasa tartışmalarının daha fazla ertelenemeyeceği, yakın dönemde tekrar gündemimize geleceği su götürmez bir gerçek. peki ya marksist solun bu konudaki tavrı ne olacak? işçi sınıfı sivil anayasa tartışmalarının neresinde duracak?

öncelikle malumu ilan etmekle başlayalım işe. marksist solun kitlelerden kopukluğu işçi sınıfının örgütsüzlüğü ile birleşince, marksist solun bu tartışmalarda önemli bir aktör olma şansı kalmıyor. marksist solun sivil anayasa tartışmalarında alacağı tavır, daha çok ilkesel olacak. nasıl 12 eylül referandumunun sonuçlarına fiilen müdahale edemediysek, sivil anayasa tartışmalarına da gündemi değiştirecek müdahalelerde bulunamayacağımız ortada.

tkp ve benzerleri (ödp, halkevleri, kürtlerin kuyruğuna takılmadığı zamanlarda emep) sivil anayasa sürecini muhtemelen”akp’nin diktatörlüğüne doğru atılan adımlar” olarak okuyacaklar. özellikle tkp’nin, akp’nin gizli bir ajandası olduğuna inandığı biliniyor. akp; ülkeyi abd’nin çıkarları doğrultusunda değiştirip, eskiden olduğundan daha gerici bir döneme doğru sürüklüyormuş. ülke gündemine gelen her konuyu da bu paranoya doğrultusunda değerlendiriyor tkp. halk tarafından seçilmiş, ve iktidarını sürdürmek için yine seçilmek zorunda olan bir parlamentonun nasıl olup da halk tarafından denetlenemeyen bir avuç bürokratın iktidarından daha anti demokratik olduğunu tkp’ye sormak lazım. akp iktidarından sonra türkiye’nin abd’ye daha fazla (ya da daha verimli) hizmet ettiğinin somut kanıtları nelerdir onu da tkp’ye sorun. elbette türkiye demokrasisinin iyiye doğru gittiğini iddia etmiyorum. özellikle kürtlere ilan ettiği savaştan sonra erdoğan, akp’nin demokratlığının sınırlarını net bir şekilde gösterdi. ama ortada demokrasinin on yıl öncesine göre daha geriye gittiğine inanmak için de yeterli kanıt yok. eğer birgün türkiye burjuvazisi daha sert, daha otoriter bir rejime ihtiyaç duyarsa, bu rejimi akp bizzat inşa etmekte tereddüt etmeyecektir. bugün ise ne böyle bir ihtiyacın, ne de böyle bir arzunun somut işaretleri mevcut değil.

başka bir grup ise daha şimdiden anayasa tartışmaları ile ilgilenmeyin çağrısı yapmaya başladı. bu çizgiyi şu an en açıktan savunan yapı devrimci işçi partisi. tabi anayasa gündemi ısındıkça dip’in çizgisine başka yapılar da eklenecektir. bu tutumu savunanların temel argümanları şu:
“anayasa tartışmaları egemenler arası iktidar mücadelesinin cephelerinden birisidir. oradan işçiler ve emekçiler için birşey çıkmaz. üstelik, bu tartışmalar emekçi kitlelerin dikkatini başka yöne çekmekte, sınıf mücadelesini frenlmektedir. bu yüzden yapılması gereken kitleleri anayasacı hayallerden kurtarmak, işçi sınıfını egemen sınıflardan bağımsız bir zemine çekmektir.”
yukarıdaki tavır, “işçi sınıfını egemen sınıflardan bağımsız bir zeminde örgütleme” iddiasını taşıdığı için tkp’nin tavrından çok daha devrimcidir. fakat yine de içinde pekçok yanlış barındırıyor.

yukarıda da belirttim, işçi sınıfının bilinç ve örgütlülük düzeyi onu bu tartışmaların aktif bir aktörü yapacak seviyede değil. yani marksistlerin, burjuvazinin sivil anayasa tartışmalarının karşısına bugün için koyabilecekleri somut bir alternatif yok. o yüzden, afedersiniz, biz bir yerimizi yırtsak bile emekçi kitleler anayasa tartışmalarıyla ilgilenecek. çünkü proletaryanın hemen yarın çözülmesi gereken sorunları var. bu sorunların çözümü için marksistlerin on yıllar sonra yapacağı devrimi bekleyemez proletarya. marksistlerin “sivil anayasa tartışmalarına ilgisiz kal” çağrısını da umursamaz. çünkü bal gibi bilmektedir ki marksistlerin bugün bu tartışmaları önleyecek gücü yoktur. “anayasa tartışmalarını umursama” diyenler ne derse desin, emekçi kitleler daha on yıllar boyunca burjuvazinin yapacağı anayasa altında yaşayacaklar. yeni anayasa, olumlu ya da olumsuz, on yıllar boyunca onların hayatlarını etkileyecek. proletaryaya kendi hayatlarını bu kadar etkileyecek bir gündeme ilgisiz kalmalarını söyleyemezsiniz.

bu tavrın bir de şöyle bir açmazı var:
eğer yeni anayasa iddia edildiği gibi demokratikleşmeye doğru büyük bir adımsa, dip ve anayasa konusunda dip’in çizgisini savunan yapılar bu demokratikleşme hamlesine omuz vermemiş olacaklar. demokrasi konusunda akp’nin bile gerisine düşmüş olacaklar. tersten alalım, eğer bu anayasa işçi sınıfı için olumsuz öğeler barındıracaksa içinde, o zaman da söz konusu yapılar bu anayasaya karşı mücadele etmedikleri için suçlu olacaklar.
türkiye, 1917 şubatı ile ekimi arasındaki rusya’nın şartlarında olsaydı, devrimci işçi partisi’nin anayasa konusundaki tavrı en doğru tavır olurdu. burjuvazinin anayasasının karşısına hemen yarın için bambaşka bir alternatifi, işçi devletini koyardık. kitleler de bu somut hedef için döğüşmeye sıcak bakardı. günümüz şartlarında ise anayasa tartışmalarına ilgisiz kalmak, ya da “anayasa tartışmalarıyla ilgilenmeyin” demek, kendini bilerek kitlelerden soyutlamak, sol komünizme kaymak anlamına gelir.

yeni anayasaya sırf “sivil olduğu için” destek vermek de yukarıdaki iki tutum kadar yanlış. burjuvazi ilericilik barutunu tüketeli 150 yıldan fazla zaman oldu. burjuvazi, emperyalizm çağında ancak tabandan gelen baskıyı hafifletmek için reform yapar. kaldı ki o şartlar altında bile burjuvazinin adımları son derece güdük ve tutarsız olmaya mahkumdur. (bkz: akp’nin kürt açılımı) yeni sivil anayasanın da, egemenlerin keyfiyetine bırakıldığında ezilenler için yakıcı olan hiçbir soruna çözüm getirmeyeceğinden emin olabiliriz. akp-mhp-chp triosunun, tüsiad ve müsiad’ın tek başlarına yapacakları anayasa, neişçi sınıfının sendikal örgütlenmesinin önündeki engellerin kaldırılmasını, ne alevilerin / kürtlerin / eşcinsellerin vb. demokratik taleplerinin karşılanmasını, ne de kitleleri doğrudan ilgilendiren başka herhangi bir sorunun çözülmesini sağlar. akp’nin kendi tabanından baskı gelmediği sürece türban sorununun bile üzerine gitmediğini unutmayalım.

yeni anayasa tartışmalarında alınacak en doğru tavır, bu yeni anayasanın emekçiler ve ezilenler lehine olabilecek en uygun şartlarda hazırlanması için mücadele etmek olmalıdır. kitleler, sınıfsal bir zeminde bu tartışmalara taraf olmaya, temel sorunlarının bu süreçte çözümü için tabandan baskı oluşturmaya çağırılmalıdır. anayasayı hazırlayacak güçlerin işçi sınıfının kitlesel baskısı olmadığı sürece yeni anayasa tartışmalarında emekçilerin sorunlarını gündemlerine almayacakları net bir şekilde vurgulanmalıdır. böylece, eğer tabandan gelen baskı sonucu görece demokratik bir anayasa hazırlanırsa, bu işçi sınıfının hanesine kazanım olarak yazılır. işçi sınıfı yeni mücadeleler için cesaret kazanır. aksi durumda, yani egemenlerin ezilenlerin taleplerine kulak tıkamaları durumunda, kitlelere burjuvazinindeiki yüzlü demokratlığı net bir şekilde teşhir edilmiş olur.

elbette marksistler böyle dedi diye emekçiler bir anda bilinçsel bir sıçrama yaşayıp anayasa tartışmalarına sınıfsal bir eksende taraf olmayacak. muhtemelen marksistlerin çağrıları egemenlerin hır gürü içinde cılız kalacak. başta söylemiştim: marksistlerin anayasa tartışmalarında alacakları tavır mevcut şartlarda ancak ilkesel olabilir. fakat, gündemi değiştirecek kitleselliğe ulaşabilmek için de ilkesel konularda şimdiden doğru tutum almak şart.