.

vaktiyle robi nam bir sevdiğimiz yazar abimiz vardı, bu onun uktesiydi, kısmet bana ve şimdiyeymiş.

metin yeğin'in radikal'deki yazısını okudum demincek (beşte dördümüz marjinal-28-08-11). şu cümle önemlidir: "benimseyin ya da benimsemeyin, yağma ve kundaklama, 21. yüzyılın politik eylem biçimi."

alıntılşamalardan devam. teori ve politika ekibini bizzat tanırım, pek hoşlaşmam. gene de uçlaştırmalarını biraz törpülediğimizde fena olmayan, hiç değilse zihin açan formüller üretirler. vaktiyle post-modernizm sayılarında, çok acayip şeyler bulmuşlardı: "post-modern siyasal eylem 11 eylüldür!"

bunu da tartışabiliriz elbette ama şimdi işimiz var.

son alıntı. 4. enternasyonal (resmi adıyla, uluslarası işçi birliği/dördüncü enternasyonal; bilinen adıyla morenocular), resmi bildirilerinde şu cümleye yer veriyorlar: "insanlığın krizi, devrimci önderliğin krizine indirgenmiştir."

alıntı sevmem, çok alıntı yapanlardan şüphe duyarım, alıntılarla bir yere varılamayacağının farkındayım. fakat içinden geçtiğimiz günlerde, dünyanın aynı dönüş hızını sürdürdüğü 5 milyar bilmemkaçıncı yılda, sağda solda ortaya çıkan ve anlam vermekten usandığımız hareketlerle ve halkın ne demek istediğini çözümleme üstadı seçmecelerle ve yanarken beyrut, yanarken paris, yanarken şamdan kuzeyi, yanarken londra, yanarken içimiz, sönmemişken tunus ve kahire, yanarken endonezya'nın güneydoğusunda bir adacık ve kesinlikle yanarken içimizi soğutarak kürdistan; isyanı bir kere daha tartışalım efendiler -ve de hanımefendiler.

4 enternasyonal tespiti doğrudur, bir başına yetersizse de. seattle'den beri, diye saydıklarını, siz ister tiran'dan bu yan sayın, ister zaire'den; 89'un rüyası yıkılmıştır, halklar sabırsızdır. oysa türkiye *(*güney kore, israil ve elbette abd hariç ) hariç, dünyanın her yanından fışkıran bu ayaklanmalar, bir rota bulamıyorlarsa, bunun sorumlusu uib/de'dir, bunun sorumlusu enternasyonalist devrimcilerindir. beri yandan bunu bilmek bir adımsa da çözmek değildir kati surette.

post-modern çağ, bizim sakalımızın bir teline bile değemez, biz tarih. ama elimizin tersiyle itebileceğimiz gibisinden de değilmiş. eagleton'ın başlardaki eleştirileri, bütün bir frankfurt ve lucas bilgimiz boşa düştü, post-modern çağ karanlığı ve rengarenkliği ile üstümüze oturdu. onun eylem biçimleri olup olmadığını tartıştığımız 11 eylül gerçek, yağma ve kundaklama sıradan oldu. öyleyse bütün bildiklerimi bir yana bırakıp bunun peşine mi takılacağız?

ben hariç efendiler -hanım olanları da içerecek şekilde.

ne meksika'nın facebook kahramanı marcos, ne siyah ingilizlerin ateşleri, ne allah'ın şehadetine tapınan ortadoğu kahramanları...

benim bildiğim tek tür ayaklanma var, 1917'de bir odacıkta toplanıp, hep birlikte ülkeyi nasıl kurtaracaklarını, hep birlikte nasıl kurtulacaklarını tartışan putilov işçileri, çoğu okumaz ha keza yazamaz.

lenin, nisan'da geldi, tezlerde dei ya, onun dediklerini, o daha demeden kısmen petrograd sovyeti içinde bolşevikler, tümüyle putilov komitesi dediydi.

dediydi dersiniz, dünya döndüğü kadar sarhoş olacaksa, önce herkes içecek -çokçana işçiler- ve herkes silkelenecek!

.

bir eylemin şekli, eyleme neden olan haykırışı haksız çıkartabilir mi? yada isyanın çapına göre mi eylem koymak gerekir?
çapsizlaşan toplumda yaptigin harakete , söylediğin soze göre hakliyken haksız çıkma durumu vardır. yani eylemi fazla abartmayacaksin der büyük abi ve ablalar. yolda gezerken arkadasimin başına tesadufen polis kursunu isabet ederse ve bende gidip emniyet genel müdürlügu ve ıçişleri bakanligini yakarsam haksız.oluyorum kimine göre. eninde yahut sonunda ise kimse isyanın kaynagini sorgulamaz, hatta bu işi isyan için yaptığım bile unutulur.
yaşadigimız ülkede insanlar sebeplerden çok sonuçlara takılı kaldığından sözün ağırligina bakarak isyanı ortadan kaldiriverir.