.

hayır ya.. o kadar çok şey vardı gidiverdi aklımdan.. oysa çok şey anlatmak isterdim insanlara.. "zorba" değil sadece "z"..ama diyorum ya yazamıyorum bulamıyorum bir şeyler..

oysa demek isterdim.. kardeşim bu adam biliyor renklerin hüznünü.. nergiz nergiz kokluyor dünyayı.. sonra sizi kırmamak için istediğiniz gibi davranabiliyor.. mesela insanlar aslında insan olmasın örneğin köfte olsunlar.. ama siz piyaz olmak istiyorsunuz onu da illa künefe yapmak istiyorsunuz.. o ayran olmak ister esasen ama sırf siz istediniz diye künefe olur.. böle de anlayışlıdır..

sonra tanır mayıs.ı..mart.tan tanır.. zelal.in duruluğundan biraz da kırgınlığından tanır.. sonra alır mayıs.ta kırgınlığı.. içinden ne geçerse onu dile getirir.. yazdığı renklerin hüznüne inat yeni bir renk kurar..yağmur.a yağmur demez yeni bir isim bulmak ister delikanlı..işi biraz zor ama bulur bilirim..

ama bir tuhaflık var bu işte.. bakıyorum belki alakalıdır diyen başlıklar..
"zamansız içtima"
"içinden geçenleri yazamamak"

.

zorba'dır o, ''z'' değil. kazancakis'in zorba'sı. öyle imiş yani, ben okumadım zorba'yı. pek çok okunmaya değer kitabı okumadığım gibi. ama çaktırmıyorum ona okumadığımı, pek çok şeyi bilmediğimi çaktırmamaya çalıştığım gibi. zorba ismini bir roman karakteri olarak değil de, sözcüğün ilk anlamı ile anladığımdan olsa gerek, sık sık sorarım ''hocam zorba ne alaka, zorba mısın yoksa?'' diye. o da her seferinde sıkılmadan cevaplar: ''kazancakis'in zorba'sı.'' diye.

ismini kelimenin ilk anlamı ile algılıyorum dedim ya, suç bir tek bende değil. sosyalist sözlük'de iken ismine uygun davranırdı. ismi neyse cismi de odur derler ya, o hesap. bakmayın siz onun burada entel entel takıldığına, herkese mavi boncuk dağıttığına. sosyalist sözlükte öyle değildi o. ''biri yanlış bir şey söylese de ağzına etsem'' diye dolanırdı sözlüğün meydanında. işte o yanlış bir şey söyleyip de ağzına edilenlerden birisi de bendim. öyle tanıştık onunla. o zamanlar biraz gıcıktı demiyelim de, sertti üslubu. kendine duyduğu güvenden gelen sertlik. ama, haklı bir güvendi onunkisi. insanı sarsan, düşündüren, kendine getiren bir sertlikti.

burası bozdu onu. edebiyata merak sardı, arkadaş canlısı melek gibi bir yazar oluverdi. kötü mü oldu, sanmam. iyi mi oldu, büyük ihtimalle. zevkle okuyoruz işte yazılarını. hem yazarlar: ''ulan ne yazsam da bu zorba'yı tahrik etmesem. akşam akşam polemiğe girip madara olmaya gerek yok.'' stresinden kurtuldu. diğer yazarları bilmem de, ilk zamanlar ben ciddi ciddi yaşıyordum bu stresi.*(*gülücük )

yazarlığını övüp kafa şişirmeyeceğim şimdi. zira ben, herkes tarafından zaten bilinen şeyleri tekrarlamanın kolay yoldan prim yapmak olduğunu düşünüyorum. sadece şunu söyleyeceğim: abiciğim, profesyonel yazarlık yapıyor musun bilmiyorum. ama yapmıyorsan bir düşün. iyi ekmek yiyebilirsin o işte. ''ben yaratıcı bir adam değilim'' diyeceksen, istediğin fikir olsun be güzel abim. ben sana satarım fikir.

o isim de olmamış haberin olsun. ''z'' ne yahu. ''v''ye benzemiş. ya da zorro'nun z'sine. çakma olmuş biraz. çok entel-dantel durmuş bir de. insanın zihninde elinde purosu, yanında bir bardak şarabı, boynunda o adını bilmediğim entel adamların boyun bağı ile, küçük burjuva aydın görüntüsü uyandırıyor. ya da, özentili bir ergenmişsin sanabilir millet. halbu ki zorba ne güzeldi. ''ben buraların ağasıyım gardaş. ayağını denk al, rütbeni bil'' diyordu. daha nickini görür görmez ''büyüksün abi'' diyesi geliyordu insanın. kısacası olmamış diyor, on üzerinden dört veriyorum.

.

sınıf atlama kaygıları ile çıktığı sosyo-ekonomik yolculukta küme düştü; o bir işçi.

bir ayı aşkın zamandır buralarda pek de görünmememin makul nedenleri olduğu açıklamaya çalışıyorum; afedersiniz eşek gibi çalışıyorum. kalan vakitlerde de yeni sosyo-ekonomik konumuma uygun bir sosyo-kültürel reorganizasyon çabası içinde olduğumdan kelli yazma çizme işlerinden uzak duruyorum. öğle yemeği sonrası kahvede oynanan pişti için gereken çalışmalar, maç programlarını ve yeni açılan porno siteleri bir sonraki günün muhabbet konuları için taramk neredeyse tüm boş vakitlerimi işgal ediyor. bir de haftada bir ezgi arıyor, dağıtıyorum, içip içip ne yaptığını bilmez hale geliyorum ya da haftada bir dağıtıyorum, içip içip ne yaptığımı bilmez hale gelince ezgiyi arıyorum, hüsranın standart bir başlama noktası yok.
aslında buraya varmam çok öngörülemez bir durum sayılmamalı. zira üç yıldır zarar eden ve dışarıdan yapılan işlerle ayakta kalmaya çalışan işletmem -küçük özel mülkiyetim- en sonunda battı. batması kısmını tam anlamadıysanız, burada teknik nedenlerle icra edemeyeceğim iki elle yapılan ve "şak" ünlemiyle sonlanan hareketi düşününüz. battı! bu durumda başa dönmüş biçimde ne şekilsiz işler yapabileceğim konusuna fantastik bir dönüş yaptık; deri halı ticaretine girelim, müteahhit olalım, samsung tanıtım elemanı olalım, çeviri yapalım, hiçbir iş yapmayıp sürünelim, hatta ve hatta yazma işini daha ciddiye alalım gibi önerileri kendimle istişare ettim. fakat kendime uygun bir seçenek bulamadım ve hazır yaş da kemale ermiş, göt göbek fazlasıyla zuhur etmişken, hatta saçlarımın arka bölümü sit-com esprilerine konu olacak kadar açılmışken seksapelimi yeniden kazanabileceğim bir mesleğe yönelmeye karar verdim. bundan yıllar evvel abd'de yapılmış bir ankette kadınların en seksi bulduğu meslek erbapları listesinin ilk üç sırasını taradım. 1. kamyoncular; ben efendim afedersiniz kıç kadar ford ka'yı kullanamıyorum hakkıyla kamyonu nasıl haydayacaksam. ayrıca bu mevki için günümüzde uzun bir zaman ve meşakatli çalışma gerekiyor. e tipi ehliyet, src kursu stajı falan filan, ben efendim afedersiniz kıç kadar okulları bitirmemişim. kamyon işi yattı, halbuki hevesliydim de, o zalim klibindeki hatunun gerçekliğine inansam yine de hevesimi korurum. 2. sanatçılar. zannediyorum yoruma gerek yok, herhangi bir sanatı icra etme şansına sahip değilim. 3. işçiler! aha! vasıfsız işçi aranıyor, bu benim, diyerek daldım olaya. gerçi o kadar vasıfsız sayılmam geçmişte girdiğim yarı çıraklık yarı devrimcilik işlerden taş motoru, kaynak, çekiç falan kullanmayı birazcık bilirim. böylece maceramız başladı.
henüz aylığımı alamamış olsam ve kendime ait hiçbir alan bırakmadan çalışmam gerekse de bu işi seviyorum. hatta uzun zaman sonunda mutluyum diyebilirim. iş dışında neredeyse hiçbir şeye zaman bırakmıyor gerçekten, ama her şeye sahip olan wittgenstein'ın işçi olmak için başvurular yaptığını hatırlayanlar namuslu ve yorucu bir işgününün sonunda bir adamın kendini erkek gibi hissetmesini !:bu cümlenin hangi filmde geçtiğini hatırlayanlar lütfen ulaşsın:! de anlayacaklardır.
halimizin özeti budur, önümüzdeki günlerde vakit bulursam iş yaşamımda edindiğim engin tecrübeleri sizlerle paylaşmayı umuyorum.

.

kırık bu. bildiğin gibi değil. manyak mı görmedik diyor ama bununla baş edemiyorsun, ettiğin gibi değil. neresini toplasan başka bi tarafından dağılıveriyor, e ne yapacaksın, bırakıyorsun.

aşığım kendisine. saçlarıma sarı papatyalar, papatyalaar, alskaşkslas.

*** kızım bile "bunu bana nasıl anlatmazsınn" dediyse, buraya bir edit geçmek deliyle deli olmanın haklı bedeli olsundu, oldu: ***

yukarıdaki yazıda anlatılmak istenmeyen nedir?

a) onu kadar seviyorum ki ondan önce kimseyi sevmemişim adeta
b) o sizinle taşak geçince ben de taşak geçmiş sayıldım
c) anarşinin türlü türlü yolu var
d) o kadar iyi arkadaşız ki birbirimize asılabiliyoruz bile
e) sitede yönetici olacağına kapısında köpek ol
z) size ne lan mk

.

loglar diye bir şey uydurduydu still; olsun dedik, bağrımıza bastık. tabii ki değişim isteyen tayfadan değiliz de yine de bağır bastık.

bu işler olalı çok zaman oldu -ve hey, ithalatçılar, ihracatçılar, ey şeyhülislam- siz bir şey demediniz. aralarda okudunuğunuz oldu yazdıklarımı, kazara -ve değilse ataol behramoğlu'ndan hiç hazzetmediğimi( şair olarak sadece) bilmelisiniz- ya da değdiyse kimdir olduğu parmaklarınıza. ama bana hiç hitap etmediniz.

halbuki çok ilginç biriyim ben, inanamazsınız kesin!

yok len yok, sıradan, bildiğiniz insan. 30 yaşına kadar macera koşturup o yaşlarda uslanan, ama uslanıp düzene karışacağına, geride bıraktığı 4 üniversiteye rağmen demirci olan. tam sıradan değil de sıradanlaşabilme sırasında yeralan;misal tofaşta somun sıkan.

paşalar; her kimseniz ve bana b ir şey demediyseniz -halbuki troll özellikleri bile gösterdim- illaki de çekinceleriniz varsa, benim çok merak ettiğimi unutmayınız. ne büyük yazar olasım var, ne popülerite peşinde koşmuşluğum, mütevaziyimdir, sabır sınırım taşana kadar, ama bir diyeceğinizi de merak ediyorum.

not düşün aralarda, madem o kadar yalan söylüyorsa rotatifler, yalan söylüyorsa loglar, siz yaancı çıkmayın canlar, adres bile açtım, arada bir yorum duyasıyım, kusuruma bakmayın:

lanethinz@gmail.com

büyük harf lazım değil, taş maş da istemez hani... beni bile arada mutlu etmek lazım geliyor insan olana.

giray ve deniz, siz ikiniz mesaj atın bari, çok fena arkadaş olasım tutuyor bazıyari.

.

henüz kullanmayı tam olarak çözemesem de, lanethi bulalı, ve buraya geleli sahip çıkılmışım da haberim yeni olmuş. çikolata, çiçek güzeldi. özeldi. saygıyla eğilmekteyim önünde.

öte taraftan okudum öğrendim. misafirperverliğinin yanında dili de iyidir z'nin. evet evet, kendi tabiriyle "gerilla"dır. sözcükleri karşı durur. dünyayı anlamıştır. belki de dünyayı işaret parmağının ucunda çevirir.

saygılar, bol lanethli zamanlar.

.

en son, solcu, hümanist geçinip de ihtiyacı olana bir bardak suyu esirgeyen meslek odaları çalışanları hakkında dedikodu yapıyorduk ki hatırlamadığım bir şeyler oldu, sonra araya gezi olayları girdi bilgisayar ekranından çok sokaklara kaydı gözümüz, daha sonra çalıştığım iş benim götüme girdi; zaten bir şey yazdığım yok ama okumak için bile gelemedim buralara. sonra galiba burada bir şeyler de dönmüş, pek anlamadım ne olduğunu ama hissediliyor(hislerim çok sık yanılır bu arada, günün her anı benim içim acı/tatlı bir sürpriz). herneyse... konuyla ilgili yazdığı uzun mesajı okumuş, cevap verememiştim o zaman. ve ben geldim o gitmiş, ben girdim o çıkmış. o uzun mesajına cevap veremediğim için gecikmeli de olsa özür dilerim. umursamaz bir insan değilim, sadece bir şeyleri umursamaya başlamam hayatla ve insanların beklentileriyle paralel gitmiyor. ve bu açıklama ve özür belki de kendisi için önemli olmayabilir. benim için önemliydi. yazmasam olmazdı. neyse... böyle...