.

(bu yazı, tarafımdan gerçekten de ahmet altan'a yollanmak üzere yazılmıştı. fakat kendimi "köşe yazarına mail atan ergen" gibi hissetmeme sebep olduğu için son anda vazgeçildi. açık mektuba dönüştürülerek laneth sayfalarına taşındı.)

sevgili ahmet altan!

yazılarınızı düzenli olarak takip ediyorum. düşüncelerinizin çoğuna katılmasam da iyi niyetinizden şüphem yok ve onurlu duruşunuza saygı duyuyorum. hani robespierre için “satınalınamaz” derlermiş ya, ne zaman adınızı duysam gayri ihtiyarı o sıfat geliyor aklıma. türkiye’de kalbur üstü yazarlar arasında bu sıfatı hakeden birisi varsa eğer, o sizsiniz kesinlikle. arkadaş ortamlarında kulağınızı çınlatıyoruz bazen. bu tartışmalarda sizi –düşüncelerinizi değil- savunurken hep şöyle derim ben : ”bir adam hem kemalistler hem de akp’liler tarafından dış güçlerin ajanı olmakla suçlanıyorsa o adam onurlu bir adamdır.”

size bu methiyeleri yalakalık olsun diye düzmedim. birazdan getireceğim eleştirileri düşmanca algılamamanız için belirttim size bakışımı.

dağlıca baskını üzerine olan yazınızı okudum. hani şu “silvan öcalan’ı dağlıca karayılan’ı minder dışına attı” dediğiniz yazıyı. açıkcası biraz özensiz, biraz duygusal ve fazlaca haksız buldum.

karayılan’ın röportajında silvan ile ilgili konuştuğu bölümleri yeterince dikkatli okudunuz mu bilmiyorum. karayılan orada silvan’dan önce askerin kırsala çıktığını, zaman zaman gerillalarla karşı karşıya geldiğini, gerillaların zaman zaman kayıp verdiğini söylüyordu. böyle bir atmosferde bu tarz çatışmaların olabileceğinden bahsediyordu. silvan’dan önceki bir aylık süreçte yapılan operasyonlarda gerillaların elliye yakın kayıp verdiğini hatırlıyorum ben. siz de açıp arşivleri bakabilirsiniz.

gelelim dağlıca’ya.

kamuoyu neden bu kadar şaşırdı anlamıyorum. ortada bir ateşkes yoktu. ortada bir eylemsizlik de yoktu. savaş tüm şiddeti ile devam ediyor, ordu operasyon üzerine operasyon yapıyordu. tvler hergün operasyon haberi veriyordu. köşe yazarları pkk’nin nasıl köşeye sıkıştığından, nasıl kendisine hareket alanı bulamadığından, nasıl yok oluşun eşiğine gelmiş olduğundan bahsediyordu. ve tüm bunlar devlet barıştan bahsederken oluyordu. tabi türk kamuoyu savaşı bir tek savaş kendisi için kötü gidince hatırladığı, savaş iyi giderken en iyi ihtimalle “oh olsun” çektiği için dağlıca baskını bir şok etkisi yaratti kamuoyunda. sizin de savaşı ancak savaş türk tarafı darbe alınca hatırlamanız beni hayal kırıklığına uğrattı açıkcası.

dediğim gibi son bir aydır zaten son derece sert bir savaş yürüyordu doğuda. bu savaş şartları altında pkk’nin köşeye sıkışmadığını kanıtlamak için karşı saldırıya geçmesinden daha doğal ne olabilir? ya da ne bekliyordunuz? kendilerine kurşun sıkan askerlere gül vermelerini mi? hoşumuza gitse de gitmese de bu adamlar gandhi değil. dağa piknik yapmak için çıkmamışlar ve o tüfekleri de kulaklarını kaşımak için taşımıyorlar yanlarında. bu adamların en iyi bildikleri şey savaşmak ve asker üzerlerine gelirse refleks olarak karşı hamlede bulunmaları hiç de şaşırtıcı değil.

yazı uzama eğilimleri gösteriyor. kısa ve öz yazamayan, yazıyı uzattıkça uzatan sosyalist klişesine düşersem komik olur şimdi. o yüzden yazıya suuni bir müdahalede bulunup kısa keseceğim.

özetle sormak istediğim şu: türk tarafı aynı anda hem barıştan bahsedip hem de kürt hareketine topyekün saldırırken, operasyon üzerine operasyon yaparken, hareketin yasal kanadını siyasi soykırıma tabi tutarken, silahsız sivilleri bombalarken bu bir sorun olmuyor. türk tarafının barışseverliğine leke düşmüyor. düşse de bu leke kolay temizlenebilir bir leke oluyor. ama kürt hareketi zaten mevcut olan bir savaş durumunun içinde askeri hamleler yapınca bu kürt hareketini silip atmanıza yetiyor öyle mi? ben burada ne tarafsız, ne soğuk kanlı ne de çözüme yönelik bir bakış açısı göremiyorum lütfen kusura bakmayın.

sanırım akp’nin bir tür kürt hareketini itibarsızlaştırma stratejisi bu. önce barıştan bahset, kamuoyunda bu doğrultuda bir beklenti yarat. ardından gerillayı askeri alanda sıkıştır, hamle yapmaya zorla. gerilla hamle yapınca da gerillayı hamleye zorlayanın sen olduğunu unutturup “bunlarla barış olmaz bunlar barış istemiyor” de. zekice.

düşüncemi komplo teorisi olarak niteleyebilirsiniz. ama sizin pkk içinde barış istemeyen güçlerin olduğu, bunların karayılan ve öcalan’dan bile baskın oldukları, bu yüzden de pkk’nin bundan sonra muhatap alınamayacağı yollu düşünceleriniz de rahatlıkla komplo teorisi olarak nitelenebilir. üstelik somut gerçekliği göz önüne alarak düşünürsek eğer benim komplo teorim sizinkini döver.

son olarak karayılan’ın röportajında şu sıralar karakol basmıyoruz demesine gelelim. siz, karayılan böyle dedikten bir hafta sonra karakol basılmasından iki sonuç çıkar demişsiniz: 1) karayılan yalan söyledi ve bu onu güvenilmez bir adam yapar, 2) karayılan örgütünü kontrol edemiyor ve bu onu önemsiz bir adam yapar.

ciddi misiniz? adam ulusal medya ile yaptığı bir röportajda gerçekten de askeri stratejilerinden mi bahsetmeliydi sizce? oldu olacak dağlıca karakol komutanına “çayı demle biz geliyoruz” da deseydi!

sizin kalbur üstü yazarlar arasında kürt sorununa bakış açınızla ayrı bir yere oturduğunuzu ve özel bir değerlendirmeyi hakettiğinizi kabul ediyorum. sonuçta kürt ya da sosyalist olmayıp da “kürt halkı eğer ayrılmak istiyorlarsa bu onların en tabi hakkıdır” diye düşünen muhtemelen tek kişisiniz yazar camiasında. bu kesinlikle takdiri hakeden bir duruş. fakat yukarıda sebeplerini uzun uzun izah ettiğim gibi, dağlıca baskını ile ilgili son yazınız fazla duygusal ve yüzeysel değerlendirmeler içeriyor.