.

bazen, galiba çokça yazları gibi, ama başka mevsimde de olduğu görülmüşse, ramazan eksin değil, yanında bayıldığım limonlanmış patates varsa, çakmakla işlendiğinden cinayet, kimse seni bu kadar özlememişken, biraz da galiba dolaptan çıkarır çıkarmaz -hep şişe efeslerin başına gelir. ama kesinlikle her zaman değil.

galiba gazetelerdeki reklamlara benziyor. şişenin dışı nem bağlamıştır ya soğukluğunu anlatmak için, öyle gibi. ve bizim çocukluğumuz da sansür daha geçirgen olduğundan sevdik şişenin dışındaki su damlalarını, sonra galiba o aralar sevdiğimiz kızın dışına taşan damlalarına da aşık olduk, emin değilim zamanından, ama sevdiğimiz kızı iyi hatırlıyorum, ağlamayaydı o kadar ben alışmazdım.

abone akşamcılar, kalem bira da içerler, başkası bilmez tam tadını, eyidir o da. fakat şişe söyleyince masayya, hele de dumanı görünce... mutluluktan ağlayıp da gözüne bir şey kaçtığını saçmalarsın, o kadar diyorum sana. o ara bir yaz yağmuru başlar, motorla eve nasıl varacağını hesaplayacak olursun ve dumanın gözüne kaçan sahnesinde motor dahil her şeyi siktiredersin. şişenin kafasından süzüldüğü o birkaç mikrosaniyede bütün dünyanın günahlarının üzerinden geçen bir sünger gibi, kimbilir kazancakis'e bir daha selam edersin.

o duman var ya; sabah uyandığında gözünün kenarından akan çapak olacak, işerken son damla, kahve yapacaksan kattle'ın attırığı olacak, anlamayacaksın, ama senin içinde yerini çoktan almış olacak. o duman var ya, külliyen yalan olacak, yine de gün boyunca koynunda kalacak., sen sonraki gecenin hesabını yapacaksın.

bir fırt bira, bir fırt sigara... ömür de maaş günleri gibi, hiç uyanmadığımız türünden geri sayımda.

şişe efes'in dumanı; açtığım yüz şişeden birinde denk gelip, yüzbin kere seni düşünüp dilek tuttuğum, milyon kere yanıldığım, hiç açmasaydım da cin çıkmasaydı, dilek de tutmasaydım da...

orada mıydın sen o ara?