.

bir tek suskunluğun baş harfi kalmalıydı içimde...bir dudak payı yerim olmalıydı, beni yalnızlığa sürükleyen bu pervasızca saatlerin boşluğunu dolduracak... şayet bir kuple yerim kalmadıysa, şayet yazar kalemini kırdıysa bu akşam bi yerlerde kafa dağıtırken ve şayet bugün bi çocuk ağlatıldıysa oyuncak arabasının tekerine batan çomağı çıkardığı için ...belki de boşvermeli...yağmurun gidişi değil düşüşü acıtır yüreği..nasıl ki herkesin bir damak zevki varsa, her zihnin de kendine ait bir zevki varmış..hayat okuyarak değil yaşayarak öğreniliyormuş..belki de olanları kendi köşenden seyrederek..

hiç saygım kalmadı; ömrünü eski bir plak dükkanının tozlu rafında tüketenlere, wc kapılarında yazan yarı regal etiketlere ve asma suratlara..bana sahibini utandırmayacak bir çatlak gösterin!..
saklanıyor şimdi tüm gerçekler cebi delik pantolonlarıma..kafamı toslayacağım duvarlar inşa ettirdim ustalara..bulduğum her aralığa biraz gölgemi saldım..sağım, solum, önüm, arkam sobe...hep dışına itildim zaten çerçevelerin.. fotoğrafların kesilen kısmı ya da üstü karalanan adı oldum..sakladılar beni...
....saklanmayan ebe!

ve anladım ki eriği tuza, çileği pudra şekerine batırarak yiyen tek zenci benmişim...bunca kaosun içinde, heybene yüklenenleri alıp hıçkırmanın dahi günah olduğu bir ülkede bocalayarak yaşam sürdüren tek zeki de benmişim..yarım yuvarlak beyinlerin içinde dört köşe dönüp dolaşan sivrisinek zekalı bi kanatlıymışım..uçmayı mağrifet bilip, kaçanlara sayıp söven tek ademoğluymuşum meğer..

ne yapıp ne ettim sonunda bozuk para gibi harcadım nefsimle körüklenen dünyevi zevklerimi...aşk kovuldu dünyadan...havva kovuldu cennet'ten..taze et kokusu bölüyor uykularımı...saklambaç oynayanlar elime bir mum diksin şimdi!

berbat bir trafikte milim milim ilerleyen yolların hangi şeridinin daha hızlı akacağını kestirmek, evin içinde koşuşturan bir çocuğun bu sefer hangi vazoyu kıracağını düşünmek, karşıdan karşıya geçerken 3-2-1 diye ilerleyen saniyeyle yarışmak veya eve kaç adımda geldiğimi saymak...hepsi bir yana bedenime her çarptığında rıhtımda uyuyan bir dayıyı küstürdüm bugün hayalimde..

tam rüyamın ortasında bir kaç üniformalı yokluyor üstümü başımı yine mi aynı rüya diyerek uyanıyorum her birinde...ama her seferinde daha da iç kanatıyor bilinçaltıma yerleşmiş can kırıkları..galiba bu sefer gülün şiddetinden uyuyamadım...

metal bir künyede kararmış sanki anılarım..yerinden oynatılmış bi kaç düş yanılgıları..beyaz lekeliydi suretleri..annem temiz çarşaflar seriyor üstüne kirli yatağımın..şimdi yola çıkma zamanı...

.

gizleyemediği yalnızlığıyla yine ortada. saklanmanın çoğul bir kimliği vardı ama ebe olmanın yok. yalnız olmalı.
bulaşıcı bir şey varsa tüm yalanlar adına o da ebe olmanın verdiği o garip "korkulan" olmanın verdiği lezzetti. oldu da.
bana korkacak bir şey ver sana korkuların korkusunu yaşatayım, dedin mi gerçekten? korktukça yaşamalı.
yaşamak için korkmam gerekmiyordu belki, ama senden gelenlerden korktuğum için yaşamak bir başka güzel. yaşandı da.
bu başka bir korku, bu başka bir sen. ben saklanıyordum korkularından, korkularım ebelenmiş çoktan. başa dönmeli. lan?